17 Ocak 2017 Salı

YARATICI OLMAK


Öğrencilerimizin (ÖĞRETMENLERİMİZİN?) durumu büyük bir fabrika işçisinin durumuna benzer. Çalışmasına yaratıcı olarak birşey katmaz. O, yürüyen bant  başında edilgen bir alet gibidir. Sabahtan akşama kadar uğraştığı iş hakkında ne bir karar alabilir ne de kendisinden birşey katabilir. Aybaşı gelsin, maaşını alsın, borçlarını versin, kalanı da varsa gerekli yerlere harcasın. Rutin bir yaşama devam etsin.


            Okullarda eğitim NOT'lara, sınfta kalmalara dayandığı bir ortamda öğrencinin NOT'lardan ödü patladığı için çalışır. Öğretmenini elinden NOT silahını alırsanız, herşey bir anda çöker. Otoriter bir öğretmenin elinden not silahını almak, 
dikta rejimlerinden  silahını almaya benzer.


            Okulda değerlendirme, not verme düzeni son derece katı ve korkunç! 
Anlatma-müzakere-not, imla-kompozisyon-not, problem yazdırma-çözüm-düzeltme-not, ....
gibi klişeleşmiş ve bir işçi rutinliğinde sürer, devam eder gider.


            Zaman zaman toplanan eğitim şuraları da bir alemdir. Herkes herşeyi biliyor. Herkes kendi söylediğini doğru biliyor.
Benim dediğim gibi olsun, yazılsın, çizilsin, uygulansın isteniyor. Yazılıyor, çiziliyor, yazılıp çizildiğiyle kalıyor. 
Eski tas eski hamam...deyimi sanki bunun için söylenmiş gibi...

            Ya kitaplara ne demeli...

            Ya okulun inşaat planı...

            Ya sınıfların, kapı pencerelerin, masa sandalyelerin, dolapların konumu,

durumuna ne demeli!...

            Hepsi hepsi ayrı bir komedi!


            Şu anda yapılanlar da eskisi gibi . Yeni bir projelendirme, yapılanma, eski yapılardaki hataları görüp de düzeltme diye bir girişim ve yenilik yok. Bu aksaklıklar ne zaman çözülüp düzeltilecek acaba? Programlardaki güzel sözlerle, kitapların içerikleri birçok yerde çelişiyor. Kitaplar kalıplaşmış bilgileri içeriyor. Bölüm başlıklarıyla, konu başlıklarıyla birer draje gibi. Küçük dilimlere ve parçalara ayrılmış, adına da konu ve ünite denilmiş. Öğretmen de bunları dozu aşılmamak üzere öğrencilerine sunuyor. Bunları başardınız mı, herşey yolunda demektir. Eğitim çözüldü demektir.


            Okul kitaplarında anlatılan aile-köy yaşantıları öyle güzeldir ki... Her taraf cıvıl cıvıl, şen ve şakrak. Herkesin keyfi yerinde. Güllük gülistanlık. Dertsiz, kasavetsiz insanlar. Harika doğasıyla yaşanacak yerler...Hİç acı, keder bulamazsın.Gerçek yaşam nerde, yazılı yaşam nerde!...



            Tarih kitapları derseniz o da ayrı bir alem. Hep zaferlerden, kahramanlardan, kahramanlıklardan sözedilir. Güya, moral vermek için kimi zaman kimi yerlerde yalan ve yanlışlar da yazılırmışmış! Tükenmez bir "mış"larla dolu...Haydi kendi tarihimizden değil de dışarıdan bir örnek vereyim. Fransa ile İngiltere arasında Yüzyıl Savaşları vardır. Sonuçsuz kalan bu savaş Fransa'nın tarih kitaplarında  Fransızların , İngilizlerin tarih kitaplarında İngilizlerin kazandığı şeklinde anlatılır.



            Bu yalan niye? Bu savaşların açtığı yaralardan, ölen insan sayısından, eşkiyaya katılmış, perişan olmuş binlerce insandan hiç söz edilmez. Ne hikmetse, savaşlar her zaman için zaferle dolu muhteşem tarih sayfalarıdır.
TARİH: 2002 NİSAN