Öğrencilerimizin (ÖĞRETMENLERİMİZİN?) durumu büyük bir
fabrika işçisinin durumuna benzer. Çalışmasına yaratıcı olarak birşey katmaz.
O, yürüyen bant başında edilgen bir alet
gibidir. Sabahtan akşama kadar uğraştığı iş hakkında ne bir karar alabilir ne
de kendisinden birşey katabilir. Aybaşı gelsin, maaşını alsın, borçlarını
versin, kalanı da varsa gerekli yerlere harcasın. Rutin bir yaşama devam etsin.
Okullarda
eğitim NOT'lara, sınfta kalmalara dayandığı bir ortamda öğrencinin NOT'lardan
ödü patladığı için çalışır. Öğretmenini elinden NOT silahını alırsanız, herşey
bir anda çöker. Otoriter bir öğretmenin elinden not silahını almak,
dikta
rejimlerinden silahını almaya benzer.
Okulda
değerlendirme, not verme düzeni son derece katı ve korkunç!
Anlatma-müzakere-not, imla-kompozisyon-not, problem yazdırma-çözüm-düzeltme-not,
....
gibi klişeleşmiş ve bir işçi rutinliğinde sürer, devam eder gider.
Zaman
zaman toplanan eğitim şuraları da bir alemdir. Herkes herşeyi biliyor. Herkes
kendi söylediğini doğru biliyor.
Benim dediğim gibi olsun, yazılsın, çizilsin,
uygulansın isteniyor. Yazılıyor, çiziliyor, yazılıp çizildiğiyle kalıyor.
Eski
tas eski hamam...deyimi sanki bunun için söylenmiş gibi...
Ya
kitaplara ne demeli...
Ya okulun
inşaat planı...
Ya
sınıfların, kapı pencerelerin, masa sandalyelerin, dolapların konumu,
durumuna ne demeli!...
Hepsi
hepsi ayrı bir komedi!
Şu anda
yapılanlar da eskisi gibi . Yeni bir projelendirme, yapılanma, eski yapılardaki
hataları görüp de düzeltme diye bir girişim ve yenilik yok. Bu aksaklıklar ne
zaman çözülüp düzeltilecek acaba? Programlardaki güzel sözlerle, kitapların
içerikleri birçok yerde çelişiyor. Kitaplar kalıplaşmış bilgileri içeriyor.
Bölüm başlıklarıyla, konu başlıklarıyla birer draje gibi. Küçük dilimlere ve
parçalara ayrılmış, adına da konu ve ünite denilmiş. Öğretmen de bunları dozu
aşılmamak üzere öğrencilerine sunuyor. Bunları başardınız mı, herşey yolunda
demektir. Eğitim çözüldü demektir.
Okul
kitaplarında anlatılan aile-köy yaşantıları öyle güzeldir ki... Her taraf cıvıl
cıvıl, şen ve şakrak. Herkesin keyfi yerinde. Güllük gülistanlık. Dertsiz,
kasavetsiz insanlar. Harika doğasıyla yaşanacak yerler...Hİç acı, keder
bulamazsın.Gerçek yaşam nerde, yazılı yaşam nerde!...
Tarih
kitapları derseniz o da ayrı bir alem. Hep zaferlerden, kahramanlardan, kahramanlıklardan
sözedilir. Güya, moral vermek için kimi zaman kimi yerlerde yalan ve yanlışlar
da yazılırmışmış! Tükenmez bir "mış"larla dolu...Haydi kendi
tarihimizden değil de dışarıdan bir örnek vereyim. Fransa ile İngiltere
arasında Yüzyıl Savaşları vardır. Sonuçsuz kalan bu savaş Fransa'nın tarih
kitaplarında Fransızların , İngilizlerin
tarih kitaplarında İngilizlerin kazandığı şeklinde anlatılır.
Bu yalan
niye? Bu savaşların açtığı yaralardan, ölen insan sayısından, eşkiyaya
katılmış, perişan olmuş binlerce insandan hiç söz edilmez. Ne hikmetse,
savaşlar her zaman için zaferle dolu muhteşem tarih sayfalarıdır.
TARİH: 2002 NİSAN