GİRİŞ
Baskının
olduğu yerde , çocuk bir değil birkaç defa ezilendir. Baskı nedir?
Çocuk için
baskı: Ödevdir, ezberdir, anne-babanın yasaklarıdır, çevrenin yasaklarıdır. Okulun yasaklarıdır. Öğretmenini özel yasakları- sınav korkusu, not korkusu,
cin korkusu, şeytan korkusu, cennet-Cehennem korkusu- büyük ağabeylerin,
ablaların korkutmaları ve yasakları, horlanma vardır, aşağılanma vardır vb.
Çocuğu birçok şeyden soyutlama
varsa, onun içinde yaşamdan soyutlamak da vardır, bilgiden soyutlamak da vardır
ki; işte o zaman şaşkınlık içine düşen çocuk ne yapacağını bilemez halde kalır.
Bu kadar çok yasaklar karşısında boğulur gider.
Oysa çocuk bu değildir.
O , bu
yasakları öyle güzel bir biçimde delmektedir ki hayretler içinde kalırsınız.
*
Sağlık ocağına gitmiştim. Hasta
bekleme bölümü tıklım tıklım. Yaşlılar, gençler. Annelerinin kucağında
cocuklar. Bir hafta önce iki yaşını bitirmiş, üç yaşına girmiş Selimcan,
afacan, konuşkan, herkese laf atıyor. Bazen de gürültücü bir şekilde sesler
çıkarıyor. Çok yaşlı hastalar da yüzlerini buruşturuyor. Sıkıldıklarını her
hallerinden belli ediyorlardı. Hani her hastanede bulunur, kepli bir hemşire,
elinin işaret parmağını ağzına götürerek "Sus" işareti yapan, çerçeveli
bir resim. Yanında da yine çerçeveli bir Atatürk resmi asılı. Duvarda
karşımızda duruyor. Hemşirenin resmini göstererek sordum:
-O
ne diyor? dedim. Selimcan yanıt verdi:
-Sus
diyor. dedi ve arkasından hemen ekledi:
--Ama
Atatürk sus demiyor ki!!!
Gözlerim
doldu, onu sımsıkı kucaklayıp yanaklarından öptüm "Bravo, aferin
sana" dedim. Muayene sırası bana geldiğinde biraz önce yaşadığım olayı
doktora da anlattım. "Hangi çocuk? Nerde o?' diye o da ilgi ve duygularını
belirtti, Selimcan'ı çağırıp "Aferin" diyerek öptü.
*
Bu nedenle çocukların önü her zaman
herşeye açık olmalıdır. Onların da verebileceği ürünler vardır. Ders
çıkarılacak sözleri, yön verecek fikirleri vardır.
Onlar
çiçekler kadar güzel, kelebekler kadar narin, sevgiye, sevilmeye, okşanmaya
gereksinimleri olan, dünya tatlısı yaratıklardır. "Çocuktur" deyip
geçmeyin. Yapısal özellikleri nedeniyle küçük görmeyin. Yakınlaşın. her zaman
her türlü temasla bulunun, elini tutun. O sizin, siz onun sıcaklığını duyun.
Gözlerinizle bakarak sevin, yüzünüzdeki gülücüklerle sevin. Kundaktaki çocuğa
bile asık suratla, sert bir sesle yaklaşınca korkar ve ağlar. Gülerek, yumuşak
bir sesle yaklaşın, hemen o elektriklenmeyi sezecek, o da size gülerek cevap
verecektir. Aranızda kuracağınız diyalog ne kadar sıcak olsun istiyorsanız, o
kadar sıcak, yok soğuk olsun istiyorsanız o kadar soğuk gelişir. Kendinizi
zorlamadan yapın yapacaklarınızı...Siz onlara ne verirseniz, biliniz ki
verdikleriniz tekrar size fazlasıyla geri dönecektir. Kıskanç olmayın, cimri olmayın.
Verebileceğiniz kadar SEVGİ verin, YAKINLIK, İLGİ gösterin. Korkmayın, herşey
sizin istediğiniz gib geliyip olgunlaşacaktır. Hatta daha da iyi olacaktır.
Sizi de aşacaktır. Aslında istediğimiz de bu değil mi?
*ÇOCUKLARINIZLA
GEÇİRDİĞİNİZ ZAMANIN ASLA BOŞA HARCANMIŞ ZAMAN OLMADIĞINI UNUTMAYIN!...
*DOĞRU
OLANIN HER ZAMAN POPÜLER OLMADIĞINI, POPÜLER OLANIN DA HER ZAMAN DOĞRU
OLMADIĞINI UNUTMAYIN!...
*ZAMAN
VE ENERJİNİZİ ELEŞTİRMEYE DEĞİL YARATMAYA SARFEDİN.
*GENÇLER
DİNLEMESİNİ PEK SEVMEZLER...
Bu sözle sadece gençleri
bağlamayalım.Çocuklar sever mi? diye soralım. Onlar da sevmezler. Hele uzun
uzun anlatırsanız, hiç dinlemezler. Çünkü onların dikkat ve ilgi süreleri çok
kısadır. Dinlemesini istediğiniz şeyi bir şekilde kısa ve öz olarak anlatırsanız
başarılı olursunuz. İçinizden geldiği gibi söyleyin. İçinizde kalmasın, sonra
patlar. Kendinizi frenlemeyin.
Bir iş yapmak için koşuyorsanız
eğer, bastığınız yere iyi bakın. Ayağımızın altındaki ÇİÇEKLERİ ezmeyin. Bir
anlık hiddetiniz, uzun zamandan beri özenle yaptığınız o sırça sarayı kırar,
döker kül ediverirsiniz. Arkasından hemen "Ah ben ne yaptım, ne
ettim!" diye pişmanlık duyarsınız fakat iş işten geçmiş olur Yani geriye
dönülmez bir yol almışsınızdır artık...Nasil ki çocuğunuzu sürekli korumak,
kollamak, izlemek içgüdüsü içindeyseniz, o kadar, hatta daha çok, kendinizi
denetleyip kontrolde tutmalısınız.
Yukarda yazdıklarımdan çok,
çocuklarımızın verdikleri örneklerden dersimizi çok iyi bellemeliyiz. Her
konuda onların özgüvenlerini kazanmalıyız. Daha doğrusu önce onların, yani
çocukların ailelerinden alacakları özgüven çok önemlidir.
Anne ve babaların çocuğun
yetişmesindeki rolleri çok farklıdır. Anne karşılıksız sevgi ve güven verirken,
baba da karşılık beklememelidir. İstisnalar
bulunmakla birlikte, genelde babaların karşılık bekledikleri
gözlenmiştir. Özeleştiri yapamayanlar bundan hoşlanmasalar da olay böyledir.
Sadece sevgiyle büyütülen çocuklar, anne ve babalarının desteğiyle hareket
eden çocuklar, hep birilerinin güven
vermesini beklerler. Tek başlarına kaldıklarında kendi insiyatifleri ile bir iş
beceremezler, pasif olurlar. Verimsiz olurlar.Yapacakları işleri kırk elekten
geçirirler. Güvensiz ve korkak davranırlar. Sonuçta başarısız olurlar. O
nedenle özgüven kazandırmak çok önemlidir, gereklidir.
Çocuklarımız
istekleri ve tepkileri, hepsi kendi yazdıkları içersinde vardır. Neler var?
diye sorarsanız, cevap olarak "Neler yok ki..." diye yanıtlanacaktır.
Aile ile ilgili olarak sevgiden, kardeşler arasındaki ayırım yapıldığından
sevilmediğinden , istediğinin alınmadığından, kardeşinin yapması gereken
işlerin de kendisine yaptırıldığından tutun da daha neler neler var...
Yukardaki konuların benzeri eleştirilerini ise öğretmene de yöneltmektedir. Çok dikkatli
olunması gerektiğini, çocuğun başarısının eğer isteniyorsa, öğretmenin
inisiyatifinde olduğunu, çocuğun bunu beklediğini anlayacaksınız.
