17 Ocak 2017 Salı

BİLGİ SAVAŞÇILARI ÖZGÜR İNSAN YETİŞTİRMEK İÇİN


      Hiç abartmıyorum. İnsana verilen değer konusunda eğitim programlarının içeriği ve yöntemleri durumunuz ve konumunuz el veriyorsa bir inceleyiniz...Ne göreceksiniz? 

Geleceğimize ışık tutan, yol gösteren, özgürlüğümüz konusunda fikir veren, aydınlanmanızı öğütleyen birşey bulamazsınız...


"Ezberleyin, kabul edin, sonra kullanmadan çöpe atın"


Bu program ve anlayış çok uzun zamandır var. Anneler-babalar  çocuklarını ellerinden tutup kapı eşiğinde öğretmene teslim ederler:

"Haytanın tekidir, eti senin kemiği benim hocam!"

"Tembel öğretmenim, tembel! Aklı fikri şeytanlıkta. Onu ancak siz hizaya getirebilirsiniz..."

"Ne benden ne babasından korkar! Eti senin kemiği benim, gerektiğinde dövün öğretmenim...."

BUYRUN!



             Ortaçağ yüzlerce yıl geride kaldı ama kimi Ortaçağ kavramları hala canlığını koruyor ve yaşıyor. 
Dövmek, küfretmek (aşağılamak), sert davranmak, korkutarak ve azarlayarak cezalandırmak gibi altbeyinde derin ve onulması çok zor  yaralar açan davranışları sürdürenlere "Yazıklar olsun" denebilir! 
Ama "hikmeti kendinden bilenler"i eğitmek, 
aydınlatmak yolunda bilgi savaşı ne zaman sonuçlanır!, Bilemiyorum.

           Anne  babaların dünyada çocuklarından daha değerli hiç bir varlık yoktur.
Altı başındaki bu değerli varlıklarını okula götürüp öğretmene teslim ederler. Hİç bir ön araştırma yapmadan, tanımadan, seçme hakkı zaten yoktur. Hele çoğu yoksul, horlanmış, herşeyi ile ezilmiş olan ana babaların hiç sesi çıkmaz.Kim ne derse 'evet'le cevaplar. Karşısındaki okumuş, diploma denen kağıt parçasını aldıktan sonra "Bütün dünyayı ben yarattım, ben bilirim, ben yönetirim" egosu ile doyum sağlamaya çalışıyorsa vay o öğrencinin, vay o velinin haline...



      Okul çocuklar üzerinde otorite kuran, hükmeden bir güç biri davranır. 
Kimi zaman işler , bazen beklendiği gibi olmaz. 
Problemler doğar, işler karışır. 
İşte o zaman çocuklardan şikayet etmek için ana-babalar çağrılır, şikayetler , yakınmalar başlar. 
Çok nadir olarak danışmak için anababayla konuşurlar. Anababaların büyük çoğunluğu ise ne yazik ki, şikayet ve yakınmalar karşısında boyun büker,sessiz kalır. 
Çünkü okul kendileri dışında çok yükseklerdedir. 
Hadlerine mi düşmüş konuşmak? 
Dededen kalma otorite sürüp gider.


            Okul, aile otoritesiden sonraki ikinici aşamadır.   
Çocuğa ne yapacağını, ne diyeceğini, itaat etmeyi, karşı gelmemeyi belleterek ve daha sonra onu üçüncü aşamada toplum otoritesine devrecektir. 
Okulun bu hali ÖZGÜR İNSAN yetiştirmekten uzaktır. 
Bu özgür birey, özgür yurttaş değli, evet efendimci, köle yetiştirmeye yaramaktadır. 
Sistemimiz kutsal mülkiyet ve kişisel girişim ilkeleri üzerine kurulmuştur. 
Tek gerekçesi kar, sonucu da rekabet ve sömürüye dayanan ilkeler.

            
Okullarımızda NOT VERME ilkesinin,  
 çocuğun ilgisini çekmek, yardım etmek, öğreten, kavratan, doğruyu bulma , iyi bulma, özgürlüğü ve demokrasiyi öğrenme, benimsene, herkesin kendimiz kadar önemli ve değerli olduğunu, eşit olduğu ilkesini kavratmakla ne ilgisi olabilir?
 NOT VERMEYİ RAFA KALDIRIN, KASAYA KİLİTLEYİN!
 İçinizde yer etmiş olan olumsuzlukları düzeltmek için zaman harcayın, beyin gücü ve enerjinizi bu yola koyun. 
Bir istendik kavramları daha ilkokulun birinci sınıfından itibaren geliştirilmesine çabalayın!



Ne yazık ki sistem bu söylediklerimizi aşmak yönünde değildir.




                  Ancak bu sistemi çözen ve aşan güzel insanlarımız da öyle sanıldığı kadar az değildir. Onlarla çok daha güzel yerlere ulaşacağımıza ,çocuklarımızın da onların yetiştiriği çocuklarımızın da ileriye dönük, aydınlık bir geleceğe yönelik savaşçılar olacaklarına yürekten inanıyorum. Bugünkü genç neslin  yarın yönetim kademelerine geldiklerinde  birçok sorunları çözeceğine inanıyor, onları gerçekten çok seviyorum.