Hiç
abartmıyorum. İnsana verilen değer konusunda eğitim programlarının içeriği ve
yöntemleri durumunuz ve konumunuz el veriyorsa bir inceleyiniz...Ne
göreceksiniz?
Geleceğimize ışık tutan, yol gösteren, özgürlüğümüz konusunda
fikir veren, aydınlanmanızı öğütleyen birşey bulamazsınız...
"Ezberleyin, kabul edin, sonra kullanmadan çöpe
atın"
Bu program ve anlayış çok uzun zamandır var.
Anneler-babalar çocuklarını ellerinden
tutup kapı eşiğinde öğretmene teslim ederler:
"Haytanın tekidir, eti senin kemiği benim
hocam!"
"Tembel öğretmenim, tembel! Aklı fikri şeytanlıkta.
Onu ancak siz hizaya getirebilirsiniz..."
"Ne benden ne babasından korkar! Eti senin kemiği
benim, gerektiğinde dövün öğretmenim...."
BUYRUN!
Ortaçağ
yüzlerce yıl geride kaldı ama kimi Ortaçağ kavramları hala canlığını koruyor ve
yaşıyor.
Dövmek, küfretmek (aşağılamak), sert davranmak, korkutarak ve
azarlayarak cezalandırmak gibi altbeyinde derin ve onulması çok zor yaralar açan davranışları sürdürenlere
"Yazıklar olsun" denebilir!
Ama "hikmeti kendinden
bilenler"i eğitmek,
aydınlatmak yolunda bilgi savaşı ne zaman sonuçlanır!,
Bilemiyorum.
Anne babaların dünyada çocuklarından daha değerli
hiç bir varlık yoktur.
Altı başındaki bu değerli varlıklarını okula götürüp
öğretmene teslim ederler. Hİç bir ön araştırma yapmadan, tanımadan, seçme hakkı
zaten yoktur. Hele çoğu yoksul, horlanmış, herşeyi ile ezilmiş olan ana
babaların hiç sesi çıkmaz.Kim ne derse 'evet'le cevaplar. Karşısındaki okumuş,
diploma denen kağıt parçasını aldıktan sonra "Bütün dünyayı ben yarattım,
ben bilirim, ben yönetirim" egosu ile doyum sağlamaya çalışıyorsa vay o
öğrencinin, vay o velinin haline...
Okul çocuklar
üzerinde otorite kuran, hükmeden bir güç biri davranır.
Kimi zaman işler ,
bazen beklendiği gibi olmaz.
Problemler doğar, işler karışır.
İşte o zaman
çocuklardan şikayet etmek için ana-babalar çağrılır, şikayetler , yakınmalar
başlar.
Çok nadir olarak danışmak için anababayla konuşurlar. Anababaların büyük
çoğunluğu ise ne yazik ki, şikayet ve yakınmalar karşısında boyun büker,sessiz
kalır.
Çünkü okul kendileri dışında çok yükseklerdedir.
Hadlerine mi düşmüş
konuşmak?
Dededen kalma otorite sürüp gider.
Okul,
aile otoritesiden sonraki ikinici aşamadır.
Çocuğa ne yapacağını, ne diyeceğini, itaat
etmeyi, karşı gelmemeyi belleterek ve daha sonra onu üçüncü aşamada toplum
otoritesine devrecektir.
Okulun bu hali ÖZGÜR İNSAN yetiştirmekten uzaktır.
Bu
özgür birey, özgür yurttaş değli, evet efendimci, köle yetiştirmeye
yaramaktadır.
Sistemimiz kutsal mülkiyet ve kişisel girişim ilkeleri üzerine
kurulmuştur.
Tek gerekçesi kar, sonucu da rekabet ve sömürüye dayanan ilkeler.
Okullarımızda NOT VERME ilkesinin,
çocuğun ilgisini çekmek, yardım etmek, öğreten, kavratan, doğruyu bulma
, iyi bulma, özgürlüğü ve demokrasiyi öğrenme, benimsene, herkesin kendimiz
kadar önemli ve değerli olduğunu, eşit olduğu ilkesini kavratmakla ne ilgisi
olabilir?
NOT VERMEYİ RAFA KALDIRIN, KASAYA KİLİTLEYİN!
İçinizde yer etmiş olan
olumsuzlukları düzeltmek için zaman harcayın, beyin gücü ve enerjinizi bu yola
koyun.
Bir istendik kavramları daha ilkokulun birinci sınıfından itibaren
geliştirilmesine çabalayın!
Ne yazık ki sistem bu söylediklerimizi aşmak yönünde
değildir.
Ancak bu sistemi çözen ve aşan güzel
insanlarımız da öyle sanıldığı kadar az değildir. Onlarla çok daha güzel
yerlere ulaşacağımıza ,çocuklarımızın da onların yetiştiriği çocuklarımızın da
ileriye dönük, aydınlık bir geleceğe yönelik savaşçılar olacaklarına yürekten
inanıyorum. Bugünkü genç neslin yarın
yönetim kademelerine geldiklerinde
birçok sorunları çözeceğine inanıyor, onları gerçekten çok seviyorum.
