Ailesel, psikolojik, sosyolojik, fizyolojik
konulardan bahsederken, politik yönünü de gözardı edemeyiz. Politik yönünü
irdelemek zorundayız.
Bunu gündeme getirince birileri bizi hemen karalamaya
başlayacaklardır.
Oysa bilmezler ki, politik yönden irdelerden yine kendi
ülkemizin yararına hareket ve eylem koyuyoruz. Her hareket ve eylemimiz onların
yararına.
Rahatımızı onların yararına bozuyoruz.
Soruşturmalar, kovuşturmalar,
sürgüler bunlar niye hep bize?
Ayak ayak üstüne atıp kahvemi içmeyi,
"gelen ağam giden paşam" demeyi içimize sindiremediğimiz için ne
oldu?
Onbiryıl.
Evet yanlış okumadınız, "ON BİR YIL" (eşim de
öğretmen) ayrı ayrı yerlerde, tek ev olmamız gerekirken İKİ EV şeklinde yaşamak
zorunda kaldık, buna zorlandık, bu zülme katlandık.
Zorumuz neydi?
Bu ülke çocukları
ve insanları daha iyi koşullarda
eğitim-öğretim görsünler, daha iyi bir yaşam, insanca yaşamları
olsun istedik.
Ne oldu? Ne yazık ki o
insanlar tarafından şikayet edildik, o insanların şahitlikleri ile sürgün, maaş
kesmeler ile cezalandırıldık.
Bunlar övünülecek şeyler mi? daha güzel, daha
olumlu şeyler olamaz mıydı?
Elbette olabilirdi.
Sınıfta
ağzından çıkan her lafı tekrarlatan,
çoğu kez sadece kendi kafasındaki
düşünceye saygı duyan,
emreden,
ezberlemeyi öğreten ve bu işi en iyi kıvıran
papağalara ödüller veren bir öğretmen
var olduğunu düşünün...
Ana babadan, evdeki, çevredeki diğer büyüklerden.
Hatta yollardaki yabancılardan. Komşudan. Bekçiden.Zabıtadan.
Okuldaki büyük abilerden.
Daha da sayabiliriz.
Öğretmen bu durumda neden rahatsız olsun ki...
Her büyük kendinden küçüklere emir veriyor.
bu emir zinciri uzar, uzar da gider.
Evde anabalar çocuklara, camide imam cemaate,
okulda öğretmen çocuklara,
doktor hemşireye,
patron işçisine,
subay astsubaya,
astsubay çavuşa,
çavuş erlere...
Bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı oluşu gibi birşey...
Bu şartlar altında büyüyecek insanlar ister istemez hınçlı olacaklar, bu hınçlarını kendilerinden zayıf olandan çıkarmaya yöneleceklerdir.
