27 Ocak 2012 Cuma

YUKARI YAPICININ SATRANÇSEVER KÖYLÜLERİ

Merkez okullarından birine gelmek için de sıraya girme dilekçesi verdim. Üçüncü öğretim yılı başında da  Devrim İlkokulu'na tayin edildim. Ayrı ayrı yerlerde çalışma çilesi burada da başladı. Ben Erdek'e geldim, eşim Yukarı yapıcı köyüne kurs öğretmeni olarak atandı. Kızımla ben ilçede, oğlumla eşim  köyde kalıyorlar. Köylüler Bulgaristan göçmeni. Evlerinin altkatı ahır, üst katında da kendileri oturuyor. Yer döşemeleri tahtadan olduğu için hayvanların ısısından yararlarmayı düşünmüşler. Kendi dokudukları kalın oba türü kumaşlardan yaptıkları elbiseleri giyiyorlar. Bu elbiselere sinmiş olan ahır ve hhayvan kokuları ağır ve pis bir koku olduğu için yanlarında durmak burun deliklerinizi kapatmanıza, nefes almamamak gibi, nefessiz kalmak tehlikesi yaşıyorsunuz. Ülkeye ilk geldiklerinde de sahilde düz araziler göstermişler, beğenmemişler. Dağa çıkıp orayı beğenmişler. 'Keçilerimizi ormana bırakınca evimizin ppenceresinden görürüz ' demişler ve orman içine evlerini yapmışlar. Gelin görün ki bugün orman köyden iki-üüç saat uzakta kalmış. Kese kese tüketmişler. Tarlalar açmışlar. İlk geldiklerinde zeytin ağacı nedir, zeytin nedir, bunları da bilmiyorlar. Ne yapacağız bu acı meyveyi? diye sorarlar. O gün sahili beğenmeyenler, şimdi yavaş yavaş sahile inerek köyü boşaltmış durumdalar.






Bu olumsuzluklarını, uyumsuzluklarını anlatırken şunu da hemen yazmak durumundayım; Köyde 7"den 77"ye herkes  satranç bilir ve oynar. Başkaca bir oyun oynanmaz köy kahvelerinde. Gazete okunur, satranç oynanır. Ça, ıhlamur, adaçayı gibi içecekler içilir. Köyle (kaza) ilçe arasındaki ulaşımı kamyonla sağlarlar. Biz de zaman zaman Ziraat Teknisyenliğinin jeep ile gidip geliyoruz. Köyde süt bol. Hergün kızlar bir kova süt getiriyorlar. Eşim sütü kaynatıp bırakıyor, oğlum susadıkça gelip su yerine süt içiyor. Günde birkaç kilo sütü içip tüketiyor. Köyde tavukçuluk da yapılıyor. Yumurta, et süt bol.