Bir de evin kendi kendine bekçisi olan , adına oğlumun Karabaş dediği köpeği vardı. Yemek zamanı pencerenini önünde bekler, yemek vermekte geç kahınırsa ön patilerini pencereye koyarak içeri bakar, 'Hani yiyecek vermiyor musunuz?" gibi bakardı. Bakar ki, biz oturuyoruz, vermemezi beklerdi. Oğluma zarar verecek herşeyden korurdu. Hatta üzerine bile binerdi. Çevredeki bir kuduz olayıyla ilgili olarak köyün muhtarı ilk onu zehirlemişti. Olaya oğlum çok üzülmüş, ağlamıştı. Bu zor günlere bir öğretim yılı daha katlanmak gerekiyor. Çünkü Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'na çalışan öğretmenlerden isteklileri çağırıyorlardı. Buna karar verdik, okuma istediğim belirten dilekçeyi yazıp gönderdik. Öğretim yılı başında eşim Ankara'ya okula çağrıldı. Kızımla ben Erdek'te , oğlumla annesi Ankara'ya gittiler. Birinci yıl çocukları böyle paylaştık. İkinci yıl ise çocukları değiştik.Birinci yıl oğlum Ankara'da anaokuluna devam etti. Kızımla ben de Erdek Devrim İlkokulu'na gidiyoruz.
Birinci sınıfların bölüşümünde kızım, Salim Tunç öğretmene düşmüştü. Çok muhterem, gün görmüş, babacan bir insan. Oldukça boylu poslu ve şişmandı. Sanırım kızım Salim Beyin bu cüssesinden korkmuş olmalı ki, 'Ben o öğretmende okumak istemiyorum' dedi. Çok anlayışlı bir insandı. 'Hiç önemli değil Seyhancığım, Jale öğretmendeki bir diğer çocukla değişiriz.' dedi işi tatlıya bağladı.
*
Kızım daha ilkokula başlamadı. Sokaktaki çarşıya gider, ekmek ve gazete alır gelirdi. Birgün gazete ve ekmeği alıp eve dönerken, sinema afişlerinin asılı olduğu panonun yanında durmuş, afişe bakıyor, ama filmin adını okuyamıyor. Oradan geçen birine soruyor, 'Amca, filmin adı ne?" 'Bir ataşım yanarım' diyor. Eve geldi, gülmekten katılıyor, olayı bize böyle aktardı. BİR ATAŞIM yanarım yanlışı,epey konu oldu:))