Köylülerle önemli sorunlarımızdan biri de okula kız çocuklarını göndermemeleriydi. Şimdiye kadar okula hiç kız çocuğu kayıt yapılmamıştı. Köylülerle oturup pazarlık yaptım. Yasada, yönetmeliklerde böyle bir şey, hatta suç bile..Ama çıkar yol olarak bunu buldum:
-Okulun açıldığı gün, Pazartesi gönderin, Salı gelmesin, Çarşamba yarım gün gelsin, Perşembe gelsin. Cuma gelmesin, Cumartesi yarım gün gelsin… gibi resmen pazarlık yaptım. O yıllarda okullarda bir beslenme programı ile çocukları önce okula yavaş yavaş alıştırmak, hatta onlara yani kız çocuklarına biraz da torpilli davranarak dağıtılan üzüm, fındık, portakal gibi yiyecek ve süt tozundan yapılan yiyiecekler içeceklerle okulu cazip hale getirmekti. Aslında bu gibi şeyleri çocuklar evlerinde görmüyorlardı. Nihayet kız çocukları böyle böyle kazandım.
Çocuklar baktılar ki okul daha rahat, yiyecek, içecek şeyler de veriyorlar..Evde kaldıklarında annelerinin işlerini kendileri yapıyorlar. Okuma yazma bilmemek gibi bir eksiklik de beraberinde olunca, boş bir hayatın içine sürükleniyorlar. Okuma yazma bilen bir kadın yok. 125-130 haneli köyde sadece erkekler okuma yazma biliyor. O da çat pat. Kızlar okula her gün gelir oldular. Babalarıyla yaptığmız anlaşmayı böylece kendi lehlerine, okul lehine delmiş oldular. Diğer yakın köylere göre bir hayli çok kız öğrenci vardı okulumuzda. Hem de devam eden. Bahar gelince erkek öğrenciler çifte giderler. Babalarıyla birlikte okulun önünden geçerken bana rastlarlarsa ‘Öğretmen bey, çocuğa izin verirsen çifte gideceğiz.’ Derler. Zaten yola çıkmışlardır. Olmaz desem de demesem de bir şey fark etmeyecek. Gidecekler. “Peki” deriz olur biter.