Öğretmen okulu 3. Sınıftaydım. Öğretmenlerimin hemen hepsi çok seviyorlar. Öncelikle Beden Eğitimi öğretmeni Dursun Hatipoğlu. Herhangi bir iş için beni çağırtıp aratıp bulduruyor, beni görevlendiriyor. İdare ile ilgili, evil ile ilgili ne olursa benimle bitiriyor. O nedenle de öğrenci arkadaşlar, ‘Seyhan, abin çağırıyor’ derlerdi. Okulun izci grubu vardı., Tescilli izci grubu.
Her yaz tatilinde deniz kıyısında 3 haftalık bir kamp dönemi geçirirlerdi. Bu haktan 5. Sınıf öğrencileri yararlanırdı. Kamp öncesi okul içindeki idare binasının önünden geçerken öğretmenim Dursun Hatipoğlu gördü ve yanına çağırdı. Bana ‘Kampa gitmek ister misin?” diye sordu. Ben de İsterim dedim. “O halde terzihaneye git, arkadaşların mayo diktiriyorlar, bir tane de sen diktir’ dedi. Hemen terzihaneye koştum, ölçülerime uygun mayoyu diktirdim. Çok pratik bir giysi idi. Siyah bir kumaştı. Bir paçası kapalı, diğer paçası ise açıktı, karşılıklı biyeli olarak bağlanıyordu. Hazırlıklarımızı tamamladık. Ellerimizde ağzı büzgülü torbalar, içinde elbiselerimiz, gömlek ve diğer giysilerimiz, ceplerimizde ailelerimizin verdiği paralar vardı. Okulda izci kıyafetlerimizi giymiştik. 21 öğrenci, 2 beden eğitimi öğretmeni ve eşleri, bir de fizik kimya öğretmeni ve eşi. Tabii Kızılhan köyünden olan şöförümüz Yunus usta ile ahçı....
Okulun Desoto marka bir kamyonu vardı. Üzeri brandalı, çadırlarımızı, yatak ve battaniye, nevresimlerimizi kap kacak ne gerekli ise onları kamyona doldurduk. Kumanyalarımız da alınmıştı. Kamyonun arka bölümüne 25 kişi, şöför mahalline de 2 kişi çıktık yola. Görüldüğü gibi şöförümüzle birlikte 28 kişiyiz. İlk molayı Ankara yakınlarında bir yerde verdik. Kumanyalarımız dağıtıldı. Çeyrek ekmek, helva ile yetindik. Yola devam ettik. Geceyi Bolu Kız öğretmen okulunun sinema salonunda battaniyelerimizin üzerinde uyuyarak geçirdik. Sabahleyin toparlanarak yola çıktık, Yalova-Çınarcık’a gidiyoruz.Bolu’dan hareketimizden bir müddet sonra Sapanca gölü göründü. Abilerden biri ‘Allah, denize bakın denize..’ dedi. …Gölü görüp de ‘Allaaaah, deniz’ diyen hayretini gizleyemeyen arkadaşımızı öğretmenlerimizden biri ;
-Sus , o deniz değil. Göl o. Sapanca gölü..diye azarlamıştı. Böylece Anadolu’nun denizi göl oluvermişti.
Sonra güneş batmadan Yalova Çınarcık’a varmıştık. O günki haliyle bizim köyü andırıyordu. Adresimiz ise Bakkal Rahmi, Çınarcık Köyü, Yalova idi. Mektuplarımız oraya geliyordu. Biz de bakkal Rami eliyle gönderiyorduk. Kamp yerimiz Çınarcık’ın batı yönünde kestane ağaçlarının bulunduğu deniz seviyesinden 3-5 m. yükseklikte seki şeklinde düz bir alandı. Hemen bu sekinin altında kaynak suyu bulunuyordu. Kaynağın yakınlarına küçük çukurlar açtık. Orta bölümü masa şeklinde düz bir alan buraya yemek tabaklarımızı koyuyor, ayaklarımızı kazdığımız çukura girip yüksek bölüme oturuyor, masa sandalye şeklinde yararlanıyoruz. Mutfağımızı kaynağın yanına kurmuştuk. Yemek öncesi aşçıya her türlü yardımı yapıyorduk. Yardım yemek sonrası da devam ediyordu.
Günlük programımız şöyleydi: Sabahları erken kalkıyor, çadırlar, yataklar ve çevre düzeni temizliği yapılıyor. Her oba teftişe hazır olunca oymak beyi gelip teftiş ediyor. Günaydın? Sağol. Nasılsınız? Sağol. Sabah spor hareketleri başlıyor. Önce ısınma,yavaş koşu. Kaslar ve vücut ısınınca sert ve hızlı hareketler başlıyor, sabah kahvaltısına kadar devam ediyor. Sonra ‘ marş marş denize” komutuyla herkes denize koşuyor. On dakika sonra hep beraber sabah kahvaltısı. Kahvaltı sonrası öğleye kadar çeşitli konularda eğitim faslı başlıyor. Öğle yemeği sonrası çadırlarımızda saat 14.00’ e kadar dinlenme. Hep beraber denize. Akşama kadar . Akşam yemeği. Lükslerin yakılması ve çevrenin aydınlatılması ile akşam eğlencesinin başlaması. Oyunlar, halaylar, türküler, şarkılar, marşlar söylenir yatma zamanına kadar eğlence devam eder. .....
Bu üç hafta zaman içinde çevre gezileri de yapıldı. İlk gezimiz Yalova-Termal kaplıcaları oldu. Herkes öyle bir yeri ilk defa görüyordu. Her taraf yemyeşil, pırıl pırıl mermer havuzlar, banyolar.Sıcak su. İçmek için eline aldığım bardak parmaklarımı yakıyor ama içerken ağzımız yanmıyor. Banyo yaptık, havuzda yüzük,bir günümüzü de orada değerlendirdik. Gece olmuştu, kamp yerimize döndük. Fizik öğretmenimiz ve eşi kampta kalmışlardı. Akşam yemeği olarak balıkçılar hemen kampın önünden ağ atarlar ve çekerlerdi. Çekme işine zaman zaman biz de yardım ederdik. Balık almışlar, kızartmışlar, sofralar hazırlarmış bulunca bütün izciler ‘ya ya ya şa şa şa’ temposu ile öğretmenimizi ve eşini onurlandırmıştık.
Bu arada bir de İstanbul gezisi düzenlenmişti. Emektar kamyoncumuzla Yalova’ya , oradan da vapurla İstanbul’a. Hepimizin vapura ilk binişi idi. Kimi arkadaşları deniz tuttu, çok kötü oldular. İstanbul’a inince o gece kalacağımız Sirkeci’deki Mithat Paşa ilkokulu’na götürdüler.Burayı iyi belleyin, bundan sonrası size kalmış, serbestsiniz dediler. Giysilerimiz izci giysisi. Hepimiz denizde ve güneşte yanmışız. Arap gibi simsiyah olmuşuz. Galata Köprüsü, Karaköy, Taksim’de geziyoruz. Hemen bize yaklaşıyorlar: ‘El Arabi-Irak, Suriye-Suudi…” misiniz gibi sorular soruyorlar. Biz de kollarımızda omuzla dirsek hizasındaki İzci-Kayseri yazısını gösteriyoruz, ‘O , afedersiniz. Bu arada oralardan gelecekler olduğunu duymuştuk da …’ diyorlar ve ayrılıyorlar. O günün koşullarında cebimde 110 lira vardı. Babamın maaşı da o kadardı. Aileden birileri 5-10-20 lira haçlık veren olmuştu. Bu paradan sadece 10 liraya siyah çerçeveli füme camlı, çok güzel bir İtalyan gözlüğü almıştım. Beden Eğitimi öğretmenim Tahir Bey göz koymuş, neredeyse elimden alacaktı....
Her neyse. Bu arada bizim Kızılhanlı Yunus Usta yanıma yaklaştı. ‘Seyhan paran var mı? Bana 50 Lira ver, dönünce hemen veririm’ dedi. Ben de hemen çıkarıp 50 lira verdim. Dönüşümüzün 3. Günü hemen getirip vermişti. İstanbul gezimizde programlı bir gezi olmadı. Bizi bize kendi halimize bıraktılar. En önemli gezi ve gördüğümüz yer, Gülhane Parkı, Taksim, Karaköy ve Sirkeci yöreleri oldu. Tarihi eserleri vapurla gelirken kendini gösteriyordu. Uzaktan ve dış görünüşü ile yetindik. O güne kadar gördüğümüz bütün şehirlerden büyük ve görkemli ve güzel bir şehir. Bu izcilik kampına katılmak, birçok yerleri görmek benim için bir şanstı. Öyle bir şanstı ki, benim ufkumu genişletti. Daha önce görmediğim, bilmediğim bir yaşantıyı keşfettim. Bu gördüklerime özendim, imrendim. Monoton bir Anadolu yaşamından çok değişik bir yaşam biçimi.
Şans demiştim. Bu şansı beden eğitimi öğretmenimin bir luftu olduğunu, sadece 5. Sınıf öğrencilerinin hakkı olduğunu yazmıştım. Tesbit edilen 5. Sınıf öğrencilerinden birisi ne yapmışsa beden eğitimi öğretmenimi kızdırmış , o da onu kovmuş. Bu kovma sırasında öğretmenim bana rastlayınca bu şansı bana vermişti. Aileden, çevreden ilk defa bu kadar uzakta ve uzun zaman ayrı kalmıştım. Üç hafta bitmişti. Dönüş yolculuğumuz da geldiğimiz yoldan oldu. Bu kere dönüşte Ankara çıkışında bir yerlerde kamyonun içinde uyuyarak geceyi geçirdik. Sabah erkenden Kayseri-Pazarören yoluna devam ettik. Yollar eski deyişle şose idi. Asfalt yol yoktu. Çok bozuktu. B unedenle sekiz saatte Pazarören’e ulaşabildik.