8 Ağustos 2011 Pazartesi

GÜVEN





*Bir ara sanırım İlkokul 5. Sınıfta idim.Okula bir traş makinası alınmıştı. Benim elime tutuşturdular. Birkaç defa da örnekleme yaparak saçları uzayan erkeklerin saçlarının kesilmesi işini bana yüklediler. Her traş olandan da 5 kuruş alınacağını, bunları bir deftere yazacağımı, paranın da bende saklı kalacağını söylediler. İyi. İşe başladık. Traşlar, kayıtlar, paralar. En zor şey de o 5  kuruş paraların saklanması olayı. Neyse sene sonunda alnımızın akıyla başka birine teslim ederek bu işten böyle kurtulduk.

Okulumuzun adının değişmesi kimimizi üzmüştü. Kimileri de sevinmişti. İsim değişikliği gerçekten de okulumuzu değiştirmişti. Bizden öncekiler bize bir miras bırakmışlardı. Üretken bir miras. Ama sonuç ne oldu? Onun yerini ezberci, uygulamasız bir yığın kuru bilgi..Bu konuda öğretmenlerimizin  çoğu korkak davrandılar. Hatta  o  'malum' öcü üzerinde durdular, korku ve baskı uyguladılar. Birgün bütün öğretmenler sınıflara baskın düzenledi:
-Ellerinizde ne varsa masalarınızın üzerine bırakın.
Dediler…Ve masaları dolaşarak kitap, defter, ne varsa hepsini gözden geçirdiler. Defterlerinizi çıkarın, çıkardık. Defterlerimizdeki yazılara bakıp kontrol ettiler. Şimdi de boş birer sayfa koparın, söylediklerimizi yazın dediler. Söylenenleri yazdık. İsimlerimizi, numaralarımızı, sınıf ve şubelerimizi yazdırarak, kağıtları topladılar. Genel olarak ............................................ harflerini içeren sözcüklerdi. Mesele: tuvalet duvarlarına ve kapılara yazılan bir yazı imiş. ‘Yaşasın ..........izm ’ yazısı üzerine bütün okul öğrencileri böyle bir sınavdan geçirilmiş. Sözde suçlu bulunmuştu., soyadını anımsayamadığım Fethi adında bir çocuk.MC Carthizm’in kol gezdiği yıllardı.Herkes insan avina çıkmıştı.  1950 yılının iktidarı  bu kötü ve baskıcı , herkesi susturma, hürriyeti kısıtlayıcı politikasının faturasını çok acı ödedi. 1960 27 Mayıs’ında ordu iktidara el koydu. Yeni bir anayasa yapıldı. Çok özgürlükçü, o günün koşullarında ve siyasi partiler yasasındaki yeniliklerle hiçbir oy boşa gitmemiş oluyordu. Meclise her partinin temsilcisi girebilmişti. Ne var ki 1950-1960 dönemi siyasetçileri ve anlayışı hala meydanlarda idi. 1968 yılında dünya Konjöktüründe  her yere sıçrayan olaylar, gençleri harekete geçiren yürüyüşler, gösteriler yapılmaya başladı. Aynı görüş bizde de yoğunlaştı. Daha çok özgürlük, toplu sözleşme, grev, sendika hakkı gibi kavramlar gündeme geldi. Bu hareketi yapan gençler güçlerini Anayasa’dan alıyorlardı. Nihayet 1971  yılında ‘bu Anayasa bu ülkeye bol gelmiştir’ gibi bir sloganla, sağcı bir darbe ile Meclis yeniden dağıtıldı. 1980 12 Eylül’üne kadar sürdü. Arkasından yeni bir DARBE. Her on yılda bir gelen bu darbeler, hep gerici darbeler oldu. Amacım; tarihi yeniden yazmak değil. Yeri geldiği için yaşadığımız tarih olduğu için yazdım.