çevreye ve mezun ettiği ile ülkenin her yerine köylere de yaparak, yaşayarak örnek olanların yerine ezberci, üretime katkısı olmayan, tüketici, hazır bekleyen bir anlayış geliştirip uyuttular.
Köy Enstitülerini kapatma bahanesi olarak çok çirkin iftiralar ile karalama kampanyaları başlattılar. Komünistlik suçlaması ilk akla gelendi. Bilinçsiz halkı bu yalanlarla k andırmak, galeyana getirmek, okullara karşı cephe aldırmak çok kolaylarına geldi. Burada yetişen köy çocukları kendi köylerine öğretmen olarak gidiyor, halkını bilinçlendiriyor, çocukları okutuyordu. Köyün şehre, kasabalara olan ihtiyaçları azaldıkça karalama kampanyaları hızlandı. Bunlara arka çıkanlar da ne yazık ki o okullarda çocuklarını okuyanlardı. Bu aymazlığın farkına ancak 40 yıl sonra vardılar ama iş işten geçmişti. Bugün birçok binalar bakımsızlık ve ilgisizlikten harap olmuş, yıkılmış durumda. Sanki o görkemli görünüşün izlerini silmek için kasten bu duruma getirilmiş gibi duruyorlar. Ayakta kalanların güzelliği ise hemen göze batıyor. “20. Yüzyıl Kültür Mirası’ olarak adlandırılan Köy Enstitülerinin Kültür Bakanlığı’nca korumaya alındığı (3. Aralık 2000 Cumhuriyet gazetesi) yazıyor.Bu günlere mi kalmalıydı? Her neyse (ne ise). Bu konulara sonra döneriz.
İ
İlkokul bittikten sonra (daha önce de sözetmiştim) Köy Enstitüsü olan okulumuzun adı Öğretmen okulu oldu. Artık öğretmen okulu öğrencisiyiz. Çevre illerden Yozgat, Kırşehir, Nevşehir’den önce yazılı, sonra sözlü sınavla seçilen öğrencilerin okulu. Genelde köy ve kasaba çocukları, galiba şehir merkezine %25 köye kasabaya ise %75 kontenjanla öğrenci alınıyor. Çünkü şehirlerde diğer okul türleri de vardı; ortaokullar, liseler, sanat okulları vs. Amaç,köy cocuklarının önünü açmaktı. Bunda da başarılı olunmuştu. Çevremizdeki bütün köylerden en az üç beş tane çocuk okuyup öğretmen olmuş, kendisinden sonraki kuşakların yetişmesine çalışmıştır. İçlerinden çok değerli bilim adamları, yazarlar çıkmıştır. Okul sadece öğretmen değil, sağlık memuru, marangoz, demirci, duvar ustası vb. konularda bilgili, üretici,yararlı kişiler yetiştirmiş, bunlar da gittikleri yerlere ışık olmuşlardır.
Ben de böyle önce bir okulun öğrencisi oldum. Dedemlerin çiftçilikleri, hala eski usülde devam ediyor ve ben de bu çiftçiliğin tek üreten, eken biçen dövüp kaldıran üyesiyim. Yani öğretmen oluncaya kadar bu çiftçilik işini yürüttüm. Zaten ondan sonra traktör, patos, biçer-döver gibi makinalaşma ile çiftçilik kolaylaştı. Bütün zorluklar bizim zamanımızla sınırlı imiş. Bizden sonrakiler bizim çektiğimiz sıkıntıları, zorlukları görmediler. Varsın görmesinler. Daha iyi değil mi?