Gelelim Gedik Ahmet'e..Söylentiye göre eşkiya olan babasının yanına o da 12 yaşında katılmış...
Çevremizde herkesçe bilinen bir olay daha var ki; anlatılanların içinde birçok rivayetlerde bulunabilir. GEDİK AHMET. Bu gedik lakabının neden ve nasıl verildiğini bilmiyorum.Direkt bir konuşmamız da olmadı. Bir ara sözde okul müdürümüz Ed. Öğr.Sair Arif Hikmet Par ününü duymuş, anılarını dinlemiş, kitap yazacakmış dediler ama öyle bir kitapla da karşılaşmadık.
Gelelim Gedik Ahmet ünlüsüne. Anlatılanlara göre babası da eşkıya imiş. O dönemde onlara Anadolu’da çete diyorlar. Ancak Batı Anadolu’daki çetelerle pek ilgisi olmasa gerek. Söylentiye göre eşkıya olan babasının yanına o da 12 yaşında katılmış. Vurgun ve soygunlarda bulunmuş. Bir gün Gedik Ahmet’in de aralarında bulunduğu çeteyi, devlet kuvvetleri çember içine alırlar.Çatışmalar uzun zaman sürer. Bu arada Gedik Ahmet’in babası da yaralanır. Devlet güçlerinin eline düşmek istemeyen baba, Gedik Ahmet’e yalvarır:
-Oğlum, beni bunların eline verirsen hakkımı helal etmem, vur beni, öldür…diye yalvarır.
Gedik Ahmet daha 12 yaşındadır. Bir kayanını arkasına geçer ve babasına nişan alır, başını çevirir ve tetiğe basar. Babasını öldürmüştür. Çeteden Gedik Ahmet ve 3-5 kişi daha çemberi yarıp geçer, devlet güçlerinin elinden kurtulurlar. Yıllarca dağda gezerler. TA ki kaçakların, eşkiyaların çetelerin dağdan düze inmeleri için çıkarılan af yasasına kadar. Gedik Ahmet öyle tedbirlidir ki, beraber olduğu arkadaşlarından hiç birine güvenmez. Dağda yatma zamanı geldiğinde bütün arkadaşlarına tek tek ‘Sen şu yanda, sen su yanda, sen şu tarafta yatacaksın” der, kendisi de herkes yerleştikten sonra yatarmış. Öyle gizlenirmiş ki, bir kere olsun O’nu aradıklarında bulamazlarmış. Ama kendisi kimi nerede arayacağını bilir, saklansalar bile hemen bulurmuş. Herhangi bir ihanete karşı aldığı tedbir yaşamasını sağlamıştır. Çocukluğumuzda gördüğümüz Gedik Ahmet kır saçlı, kırçıllaşmış kısa sakal ve bıyıklı, hafif şehla, birkaç altın dişi olan, golf pantolon ve çizme giyer, bir elinde gümüş saplı örme bir kamçı taşır, orta boylu bir adamdı. Başına şapka giymez, kaşkol sarar, bir ucu yan taraftan sarkardı. Tanıdığımda 50-55 yaşlarında vardı. Altı ay askerlik yapmış gelmişti. Asker kıyafetiyle de gördük. ‘Bakın görün, ben askerliğimi yaptım’ der gibiydi. Sonra çevre köylerden birinden çok güzel ve genç bir kızla evlendi. Kendi kuralları vardı. Gelini getirdiler, herkesi kovaladı. Hemen gerdeğe girdi. Sert mizaçlı biriydi. Çevrede herkes biraz korkar, çekinir, saygı gösterirlerdi.