Yazacağım bu olay da yine hemen Cumhuriyet öncesine ya da Cumhuriyet ilanından sonra yaşanmış gerçek bir olaydır.
Yine eşkiyaların kol gezdiği, vurup kırıp döktüğü, astığı astık...
kestiği kestik dönemlerdir. Anlatılana göre babamın amcasının bir kızı vardır. Güzel mi güzel, sarı saçlı, mavi gözlü,beyaz tenlidir. Dillere destan bir güzelliği vardır. Bir gece köye baskın düzenleyen eşkiyalar, köyün evlerini tek tek dolaşarak kapıları çeşitli biçimlerde bağlarlar, kilitlerler. Yani köy halkını bir nevi hapsederler. Sonra Ağa’nın evine gelerek kapıyı kırıp içeri girerler. Annesinin elini ayaklarını, ağzını bağlarlar. Kızı sürükleyerek kaçırırlar. Zamantı ırmağına doğru giderler. Büğlek denilen bir kaynak su vardır. Yakınında kavak ağaçları..Bir ara nasıl olursa eşkiyaların elinden kurtulan kız, kavak ağaçlarından birine sarılır, ellerini kelepçe gibi birbirine geçirir. Kızı oradan bir türlü sökemezler. Ellerine tüfeklerinin dipçikleri ile vururlar, parmaklarını kırarlar, ayırmak mümkün değil! Bu ara köy halkı uyanır. Kapılarına saldırırlar ki, dışarıdan bağlanmış, üstlerine kilitlenmiş! Kırarak açarlar kapılarını. Olayın gelişmesini öğrenirler. Zamantıya doğru yollanırlar. Sonuçta eşkiyalar kızı vurmuşlardır. Kavak ağacının altında bırakarak kaçmışlar.Yine eşkiyaların kol gezdiği, vurup kırıp döktüğü, astığı astık...
İlk bulan dayısı onun hala sağ olduğunu ama çok kan kaybetmiş, birçok yerinde bıçak ve kurşun yarası olduğunu anlatır. Son sözleri ‘Yanıyorum dayı, çok susadım…’ der. O da şapkası ile hemen yanıbaşındaki Büğlek kaynağından su getiriverir. Suyu içer ve oracıkta ölür.
Baba Ağa maalesef köyde değildir. Eğer köyde olsa idi, böyle bir olaya zaten kalkışamazlardı. O ağa ki, sonra Cumhuriyet döneminde 32 yıl muhtarlık yapmış, değil köyünün Bucak olan köye bağlı 36 köyün de babası, muhtarı ve her şeyiydi. Onun döneminde karakolda hiçbir kimse haksızlığa, sopaya, falakaya yatırılmamıştır.
Ağa öldükten sonra karakola getirilen kimi suçlular, zanlılar sopadan geçirilirken, karakolun penceresinden mezarlığa doğru (Karakolun penceresinden mezarlık görülür)
-Ağa, kalk da gel kurtar beni..diye bağırdığı olmuştur.
Okulumuzda müzik derslerinde bas ses olarak Ağa’nın sesi örnek gösterilirdi. Köy Enstitüsü’nün açıldığında, at üstünde dolaşarak çevre köylerden ilkokulu bitirmiş olan çocukları toplamış, okula kaydettirmiştir. Bu konuları gündeme getirse kitap yazan okul mezunları O’na şükranlarını ifade etmek nezaketini göstermişlerdir. Ayrıca burada şunu da ifade etmekte yarar var: O günki Köy Enstitülerinin bütün arazisi ve arsası bizim aileye aitti. Hiç karşılıksız olarak verilmiştir. Bu konu övünme vesilesi yapılmamıştır. (Ama bilenler bilirler)
