ÇOCUKLUĞUM
Bahar gelmişti. Karlar erimiş, derelerden, nehirlerden akan sular çoğalmıştı.
Yöremizden görülen ……..Toros dağları da beyazlığını kaybetmiş, kimi çukur yerlerinde alacalık görülüyordu. Kurt kulağı denilen yörenin ise Erciyes Dağı gibi, kar pek eksik olmaz.
Yöremizden görülen ……..Toros dağları da beyazlığını kaybetmiş, kimi çukur yerlerinde alacalık görülüyordu. Kurt kulağı denilen yörenin ise Erciyes Dağı gibi, kar pek eksik olmaz.
Dayımların ve köylerinin bu Ant………..Toros yöresinde Sarı Çiçek adını verdikleri bir yaylakları vardır. Her ilkbaharda, koyunların ve diğer malların(inek, manda) otlatmak için buraya göçerler.Kağnılara kap kacak, yorgan döşek gibi ev için gerekli gereçleri yükleyip yola düşerler. Gidiş gerçekten çok zordur. Yollar patikadır. Kimi yerler çamur, kimi yerler taşlarla doludur. Derelerden geçilir. Köprü yoktur. Kağnıların tekerleklerinin boyunca sulara gömülür. Her taraf yemyeşil, çevre ormanlık ağaçlarla kaplıdır. İlk defa gördüğüm yerlere hayretle bakarım. Seyre dalarım.
Dayım: ‘Manı manı hiç görmemiş gibi ne bakıyorsun öyle..demişti. (*Manı: Yöremizde kullanılan bir sözcüktür. Hayret anlamına kullanılır.) Gerçekten de ilk defa görüyordum. Küçük bir çocuktan ne beklenir?..
Dayım: ‘Manı manı hiç görmemiş gibi ne bakıyorsun öyle..demişti. (*Manı: Yöremizde kullanılan bir sözcüktür. Hayret anlamına kullanılır.) Gerçekten de ilk defa görüyordum. Küçük bir çocuktan ne beklenir?..
Dayımlar göçerken; babam ve annem ‘Hadi sen de git. Biz de bir iki gün sonra geliriz.’ Dediler. Ben de böylece onlara katılmış oldum. Yolculuk iki gün sürdü. Gece bir yerde konakladık. Sabahın erken saatinde yine yola koyulduk. Akşam üstü yayla evlerinin bulunduğu yere ulaştık. Düz bir alan. Hemen yanından bir dere akıyor. Çevrede küçük büyük tepeler. Çam, ardıç, meşe ağaçlarıyla dolu.. Ormanla sanki iç içe. Evlerin damları yağan yağmur ve karların etkisiyle çökmüş, duvarları yıkılmış. İlk iş, onları onarmak oldu…Beni de hiç bilmediğim bir işe koştular. Kuzu gütmek. (otlatmak) Ama yalnız değilim. Benden büyük ve eke çocuklar var. Kuzuları sabah erken (güneş doğmadan) alıyoruz , otlatmaya götürüyoruz. Dönüş ise güneş batınca başlıyor. Yayla evlerine uzaklığımız ne kadar ben tahmin edemiyorum. Fakat bir hayli geç saatlere kaldığımızı sanıyorum.
Yine böyle bir gün geç saatlerde yayla evlerimize dönmeye başladık.Ben kuzuların önünde yürüyorum. Eke çobanın bir de küçük köpeği var. Benim yaşlarda iki çocuk daha yürüyoruz. Birden kuzular ürktü. Ben pek anlamadım ama diğerleri anlamıştı. Çok korktum. Sözde bağırıyordum ama sesimin çıkmadığını fark ettim. Bu kez daha çok korktum. Kuzuları yayla evlerine getirdik. Olayı sonradan öğreniyorum ki, kuzuların o iki grubu ayrılmaları sonrasında kurt saldırmış. 5- 10 tanesini boğup atmış, birini o anda götürmüş. Babamı,annemi bekliyorum, gelmiyorlar. Sonra kendimce kaçmaya karar verdim. Gittim, tepenin yamacındaki ardıç ağacının arkasına gizlendim. Çok uzak ama dayımların eve giriş çıkışlarını görebiliyorum. İzliyorum. Akşam olmak üzere. Acıktım. Güneş batar, karanlık bastırırsa ben ne yaparım, korkusu başladı. Dayımlar da beni arıyor. Nerde bu çocuk? Bu saate kadar nerde kaldı? Ne yer ne içer? Allah Allah…diye söylenip duruyordu ki, ben yukarı tepeden aşağı indim. Bir taraftan da korkuyorum. Şimdi dayak yerim diye…Neyse, öyle bir şey olmadı. Ertesi gün de annem babam geldiler de rahatladım.