28 Mart 2011 Pazartesi

İNÖREN VE KARABUDAKLI, II.DÜNYA SAVAŞI YILLARI

O dönemde daha önce de yazdığım gibi okuma-yazma seferberliği olduğu için öğrencilerin hepsi, kızlı erkekli  delikanlılık çağında idi. İlişkiler çok daha iyi, çıkara dayanmıyordu.
Okulun her türlü işlerini kızlar hep beraber yapardı. Çok küçük olduğum için hep kızların kucağında olurdum. O günleri çok iyi anımsıyorum. Hele bir olay var ki hatırladığım…Anmem, babam bile ‘Nasıl hatırlarsın? O olay olduğunda daha yürümüyordun bile…’ derler. Olayı şöyle anımsıyorum:
Her taraf bembeyaz karla kaplı. Bir kızcağız beni sırtında taşıyor. Bir yerden geçiyoruz. Burası cami önü, okul önü gibi bir yer. Karlar erimiş, cam gibi buz kaplı. Kızın ayakları kaydı ve arka üstü düştü. Tabi benim üzerime..Kafam buza çarptı. Acı ile ağladığımı anımsıyorum.

Karabudaklı köyünde 3 yılın sonunda bir Çerkez köyü olan İnören köyüne tayin edilmiştik. Yolculuğumuz ve ev eşyalarının taşınması KAĞNI ile yapılıyordu. Yatak denkleri, sandık, kap kacak ne varsa kağnıda idi.Annem, babam kağnının yanında yürüyerek , ben de arabaya (kağnı) binerek yolculuğumuzu sürdürürken  İnören’den bir önceki köyde mola verilmişti. Acıkmış olmalıyım veya  aksilik olsun diye “İlle de şeker’ diye ağlamaya başlamışım. O zaman köyde, köylüde şeker hak getire..2. Dünya Savaşı yılları. Kağnıdan denkler çözülmüş, sandık açılmış, şeker çıkarılmış da öyle susmuşum..Bu şeker olayı ise o yıllarda Devlet öğretmen-eğitmenlere her ay başlarında şeker, pirinç, makarna gibi yiyecekler verirdi. Babam sırtında beyaz bir çuvalla gelirdi. Zaman zaman komşuların şeker istemeye geldiklerini görürdüm.

Kendilerinde olmayan bir şeyi başkasından istemek çok zor olsa gerek…

İnören’de üç sene kalındı sanıyorum. Köyde Çerkezlerden başka Bulgaristan’dan gelme göçmenler de vardı. Hatta evimiz o göçmenlerin evi idi. Benden büyük olan İsmail isimli bir çocukları vardı. Onunla oyunlar oynardık.Bir de mecnun ağabeyi vardı. Hep ahırda kalır, hayvanlarla uğraşırdı. Nedense ondan çok korkardım. Agresif hareketleri vardı. Köyün diğer çocuklarından çok uzaklarda durur, zaman zaman hayvanları sulamaya götürdüğünde bu çocuklarla dalaşır, onları kovalar, elindeki sopayı onlara fırlatır, yetmedi taşla saldırırdı…
Babamla bazen ben de okula giderdim. Genel olarak (zaten kural öyleydi) hep 1. 2. Ve 3.sınıfları okuturdu. 4. 5. Sınıfları okutan, Başöğretmen denen bir de öğretmen vardı. Adı: Hasan Öğretmen idi. Çocuklar kendi aralarında Çerkezce konuşurlardı. Ben de zamanla Çerkezceyi öğrendim. Onların oyunlarına katılıyor, ne söylerlerse anlıyordum.