31 Temmuz 2012 Salı

İSTANBUL'DA SEMİNER

Eşim İstanbul Bakırköy Kız Enstitüsü'ndeki bir semire cağrıldı. Hep beraber gittik. Okulun bir odasında kalıyoruz. Hizmetlilerden biri bizim yemeğimizi yapıyor. Kahvaltımızı hazırlıyor. Çocuklar ve ben bahçede zaman geçiriyoruz. Sene 1967. bu arada seminerde görevli  iki kişi ile de tanışıyoruz. Fevzi Öz ve Mustafa Üstündağ. Çok muhterem insanlar. Fevzi Öz Eğitimci Dr ünvanını aldı. Mustafa Üstündağ ise CHP Milletvekili, CHP Genel Sekreteri, Milli Eğitim Bakanlığı gibi görevlerde bulundu. Ne yazık ki bir trafik kazasıyla hayata veda etti.
*Bahçıvan okul bahçesinin çimlerini, çiçeklerini suluyor. Oğlum da bahçıvandan hortumu alıp çimleri, çiçekleri sulamaya başlıyor. Su ile oynamayı çok severdi. Küçük bebekken bile banyodan zor çıkarırdık. Muzipliği tutuyor, kimi görse hortumu üstüne çevirip bir güzel ıslatıyor. Elinden hortumu bir türlü alamıyorlar. Bu arada Fevzi Bey'i de ıslatıyor. Islanma pahasına elinden hortumu ancak Fevzi Bey alabiliyor.


*
İstanbul'da seminer olayı devam ediyor.Her Cumartesi günü minibüsle  grup halinde İstanbul'un önemli yerlerine geziler düzenleniyor. Bu gezilerden biri de Dolmabahçe Sarayı idi. Baştan sona her yeri gezdik.Çocuklar da yanımızda. Atatürk'ün kaldığı , yattığı ve öldüğü odaya yatağını da olduğu gibi korumuşlar. Herşey yerinde yerinde duruyor. İstanbul-Pangaltı'da eşimin çok sevdiği bir yengesi var. Rodoslu Yenge. Annesinin dayısı ile evli. Dayısı eski Osmanlı subaylarından. Yemen'de savaşmış, bu savaşta başından yaralanmış. Kurşun beyin zarı üzerinden olduğu için sol ayağını sürükleyerek, sol arkada hafif bir çekme yaparak yürüyor. Yani Osmanlı Kültürü ile yoğrulmuş bir insan. Ziyarete gittik. Çocuklar da Dolmabahçe'de gördüklerini anlatmak istediler. 'Dayı, biz Atatürk'ün yatağını gördük' dediler. Dayımın cevabı ise 'Hah, hacı olmuşsunuz' oldu. (3 ve 6 yaşındaki çocuk  bu cevaptan ne anlarsa) Gizli Atatürk-Cumhuriyet düşnanlığı.