31 Temmuz 2012 Salı

YILMAZ GÜNEY NARLI KÖYÜNDE


Tekrar 1970 bahar aylarına dönüyorum. Kızımla annesi Ankara'da, oğlum'la ben de Erdek'teyiz. Yılmaz Güney ve ekibi Narlı Köyü civarında bir film çekiyorlar. Her akşam üzeri iş dönüşü okulun önünden geçiyorlar. bir gün öğretmen arkadaşlarla sözleştik. Durduralım, beraber olmak istediğimizi söyleyelim dedik ve kararlaştırdığımız şekilde , Osman Mutlu, Fevzi Ahçı, Yüksel Uluçınar , Mahir Aksakal ile karşıladık, isteğimizi ilettik.  'Peki' dedi . Şöyle bir şart ileri sürdü:
-Öyle fazla yemek çeşidine falan gerek yok. Bir patates kızartması yeter. Çünkü Fatoş çok sever.' dedi.
Osman Mutlu'nun evinde toplanacağız.
Foto Nail'e haber verdik. O da geldi. 




Gecenin bir saatine kadar sohbet ettik. Tam bir halk çocuğu. Fatoş da öyle. Cahillik, geri kalmışlık, yoksulluk, soygun, hakça paylaşım ve düzenle savaş gibi konular, ülke konuları gündemimizdeydi. Fotoğraflar çekildi. Dağıldık. O günün anısı olarak fotoğrafımızı görenler ; - Ne güzel! Keşke biz de görebilseydik.." diyorlar. 

OĞLUMUN MERAKI; KÜÇÜK ELEKTRİK MOTORLARI

Oğlumun merakı küçük elektrik motoru alıp çeşitli düzeneklerle onu plastik bir arabaya bağlayıp yürütmekti. Ya makaraları birbirine bağlar hareket ettirir ya da deniz motoru yapardı. bu merakı yüzünden birçok pilli oyuncakları bozar, yapardı. Birkaç tane de küçük radyo denemelerinde bozuldu , yok oldu. Bandırma'dan aynı merakı taşıyan Semih isimli arkadaşı ile minik bir verici yapmış. Oturduğumuz evin balkonundan aşağı uzatıp yoldan geçenleri şaşkınlık içinde bırakırken, kendileri gülmekten yerlerde yuvarlanmak zevkini yaşamışlardı:


-'Hşşş, hişşşş mavi gömlekli..Sana sesleniyorum...'diyerek oradan geçenler sesin nerden geldiğini bilmeden  sağ, sol aval aval bakarak şaşırıyorlar. Bu merak onu elektronik bölümüne kadar götürdü.
*

İSTANBUL'DA SEMİNER

Eşim İstanbul Bakırköy Kız Enstitüsü'ndeki bir semire cağrıldı. Hep beraber gittik. Okulun bir odasında kalıyoruz. Hizmetlilerden biri bizim yemeğimizi yapıyor. Kahvaltımızı hazırlıyor. Çocuklar ve ben bahçede zaman geçiriyoruz. Sene 1967. bu arada seminerde görevli  iki kişi ile de tanışıyoruz. Fevzi Öz ve Mustafa Üstündağ. Çok muhterem insanlar. Fevzi Öz Eğitimci Dr ünvanını aldı. Mustafa Üstündağ ise CHP Milletvekili, CHP Genel Sekreteri, Milli Eğitim Bakanlığı gibi görevlerde bulundu. Ne yazık ki bir trafik kazasıyla hayata veda etti.
*Bahçıvan okul bahçesinin çimlerini, çiçeklerini suluyor. Oğlum da bahçıvandan hortumu alıp çimleri, çiçekleri sulamaya başlıyor. Su ile oynamayı çok severdi. Küçük bebekken bile banyodan zor çıkarırdık. Muzipliği tutuyor, kimi görse hortumu üstüne çevirip bir güzel ıslatıyor. Elinden hortumu bir türlü alamıyorlar. Bu arada Fevzi Bey'i de ıslatıyor. Islanma pahasına elinden hortumu ancak Fevzi Bey alabiliyor.


*
İstanbul'da seminer olayı devam ediyor.Her Cumartesi günü minibüsle  grup halinde İstanbul'un önemli yerlerine geziler düzenleniyor. Bu gezilerden biri de Dolmabahçe Sarayı idi. Baştan sona her yeri gezdik.Çocuklar da yanımızda. Atatürk'ün kaldığı , yattığı ve öldüğü odaya yatağını da olduğu gibi korumuşlar. Herşey yerinde yerinde duruyor. İstanbul-Pangaltı'da eşimin çok sevdiği bir yengesi var. Rodoslu Yenge. Annesinin dayısı ile evli. Dayısı eski Osmanlı subaylarından. Yemen'de savaşmış, bu savaşta başından yaralanmış. Kurşun beyin zarı üzerinden olduğu için sol ayağını sürükleyerek, sol arkada hafif bir çekme yaparak yürüyor. Yani Osmanlı Kültürü ile yoğrulmuş bir insan. Ziyarete gittik. Çocuklar da Dolmabahçe'de gördüklerini anlatmak istediler. 'Dayı, biz Atatürk'ün yatağını gördük' dediler. Dayımın cevabı ise 'Hah, hacı olmuşsunuz' oldu. (3 ve 6 yaşındaki çocuk  bu cevaptan ne anlarsa) Gizli Atatürk-Cumhuriyet düşnanlığı.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

KÖY ENSTİTÜLERİNE VE KURUCULARINA SELAM

KÖY ENSTİTÜLÜLER



*Onlar ülkemin her zor işine koşan eğitim imeceleriydi.
*Karşılaştıkları hiç bir zorluğu yüksünmediler.
*Yaşamlarının her evresinde ülkenin yücelmesine ve gelişmesine, büyümesine, üretimin artmasına çok büyük katkıları olmuştur.
*Köy Enstitüleri kuruldukları çevrelerin laboratuvarları, üniversiteleri olmuştur.
*Mezunlar köylerine gittiğinde çiftçi, bahçıvan,marangoz, demirci, duvarcı, sağlıkçısı ve her şeydi.
*Böylece büyük şehirlere gereksinimleri azalıyordu.
*Köylü kendi kendine yetmeye, birçok problemini kendi başına çözmeye başlamıştı.
*Ne yazık ki bu gelişmeleri ve yenilikleri köylüye, ülkeye çok görenlerimiz oldu.
*Bildiğiniz gibi dünyada hiç bir yeniliğin,hiç bir yere rahatça yerleştiği görülmemiştir.
Hatta onu kabul etmeyenlerin,red edenlerin , karşı koyanların yararına olsa bile...
*Tekrar ediyorum, KöY ENSTiTÜLERİ çalışanlarının öğrenci ve öğretmenlerinin ülkemizin kalkınması için , çağdaşlaşması için ortaya koydukları yürekleri bir kısım çevreleri rahatsız etmeye başlamış.
*Bu üretkenliği , çalışkanlığı , başarıları çekemeyen tembeller, yalancılar ve korkaklar, çirkin iftira ve karalama kampanyaları başlatmışlar; bu okulların kendi yararlarına olduklarını bilmeyenlerin de destekleri ile hem ülkenin geleceği, hem de ülke çocukları ve halkının geleceğini karartmışlardır.
Şimdi şöyle bir geriye dönüp baktığımızda  bu karalama ve iftira kampanyasını başlatanlar ve bu kampanyaya katılanların tarihin çöplüğünde kaybolup gittiklerini, iyi mi kötü mü olduklarını, anımsanmadıklarını biliyoruz.
* Köy enstitüleri ve 17 NİSAN her yıl bir bayram gibi kutlanıyor.
*Onun kurucuları Sayın HAsAN Alİ YÜCEL, Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç (Baba Tonguç) ise dünyada iz bırakmış, tarihe mal olmuşlardır.
İşte belgesi:
Her yıl 17 Nisan'larda saygı ile yapılan anma törenleri.
*ŞÜKRAN BORCUMUZU İFADE ETMEK İÇİN BURDAYIZ.
NE MUTLU ONLARA...
BU GÜNÜ HAZIRLAYANLARA, KATILANLARA
SEVGİLER
SAYGILAR

25 Temmuz 2012 Çarşamba

ÖZGÜRSÜN

Sanki bir tünel..Bazen bir yarasa fırlıyor bir yerden...Ürküp geriye sıçrıyorsun..Bazen güneşin ışığı sızıyor bir dehlizden...Mutlu oluyorsun...Aslında ne tünel var ne ışık ne yarasa...Hepsi senin duygularında olup bitiyor...Kah mutlu, kah endişeli, kah üzgün...İstanbul burda, Ankara orda duruyor da hani , sen otobüsle/araçla gidip geliyorsun, hareket ediyorsun ya...Aynen öyle...
Senin dışında "herşey" uzayda duruyor; sen o duygunun bu duygunun arasında gidip geliyorsun:)

Hani o Tanrı ile Sohbet'te açıklıyor ya; bir bilgisayar oyunu gibi CD'de tüm olası hareketlerine karşılık olası sonuçlar kayıtlı,sen hangi hareketi yapmayı seçersen ona karşılık gelen sonuc oluyor oyunda  anlamında... öyle......Sen hangi duyguyu yaşamayı/hissetmeyi seçersen; ona göre düşünüp davranıyor ve onun sonucuna uygun olayları yaşıyor, kişilerle karşılaşıyorsun...
Yani aslında özgürsün..Kendini yaratıyorsun...Ne güzel değil mi?

Dışarda olup bitenin, denilenin yenilip içilenin, görünenin görünmeyenin hepsinin ötesinde ...Senin içindeki duygu ne?

Not: Kitaptan alıntı yapamıyorum; yayıncının yazılı  izni olmadan..Ancak önermemin bir sakıncaası yok sanırım; Ötesi Yayınları,Tanrı ile Sohbet (4 cilt, önce 1 ve 2 ile başlanırsa daha anlaşılır) Nil Gün hanımefendi mükemmel bir çeviri yapmış...

23 Temmuz 2012 Pazartesi

OKUL ANILARI

1 ve 2.sınıfları Jale Arslan'da , 3. sınıfı ise Ankara Yenimahalle Kızılay İlkokulu'nda, dönüşte ise Devrim İlkokulu'nda aynı sınıfa devam ederek bitirdi. Oğlum benimle kaldığı yıl, 1. sınıfı okutuyordum. Sınıfta yaptığım kum masası onun masası gibiydi. Kumları ıslatır, kendine göre oyunlar yaratırdı. En iyi arkadaşı Fevzi Ahçı'nın oğlu Özay'dı. İlk sınıfı Seniye Öğretmen'de, sonra İlknur Koruk'ta, son 4 ve 5.sınıfı da Gönül Aksoy'da tamamladı.
*
Oğlum Ankara'da olduğu sırada 4 yaşında idi. Bizlerde uzakta olmaktan sıkılmış ki annesine 'Anne babamı,ablamı özledim. Burda durmayalım, gidelim' diye tuttururmuş. Annesi de ona 'Oğlum öyle gidemeyiz,gidersek devlet baba bize para vermez sonra' dermiş. Oğlumun  burada  ilk başkaldırılarına, isyanına şahit oluyoruz:  - Bu nasıl devlet baba ki anneyi babayı ablayı birbirinden ayırıyor? demiştir.
*
Kızım 11 yaşında, Cumhuriyet 50 yaşında.İzmir Yeni Asır gazetesi 'Cumhuriyet iyibir yönetimdir ,niçin?'başlıklı bir kompozisyon yarışması düzenledi. Kendi kendine yazıp gazeteye göndermiş. Üçüncülük ödülü aldığını gazete muhabirlerinden öğrendik.İzmir'e çağrıldık. Gazete tesislerini gezdirildik. Ödül olarak verilen ansiklopedileri aldık,döndük.
*Güzel kızım bütün okul hayatı boyunca hep başarılı oldu,bizleri sürekli gururlandırdı. Ortaokulda her karne döneminde takdirname aldı. Okul bahçesinde yapılan törenlerde hep onu gördük. Sevgili Salim Tunç 'Ah be Seyhancım, ah be..Seni tebrik ederim,böyle bir evladınız olduğu için..Kızını da tebrik ederim.Benimkiler okuyamadılar.' diye üzülür ağlardı. Tek tesellim, öğretmen arkadaşlarımın çocuklarının okumaları oldu. Birçok öğrencimin okumalarının benim çocuklarım okumuşlar yerine koydum. Orta okuldan sonra liseye Bandırma'ya gitti. O lise başarılı bir liseydi. Her gün erkenden kalkar, minibüsle 22 km. gider akşam dönerdi. Başarılı dönemi burada da devam ettirdi. Bir gün veliler toplantısına gittik.Yağmurlu bir gündü,toplantı yapılan salona ulaştık. İngilizce öğretmenine kendimizi tanıttık. Öğretmen salonda bulunan velilerden izin alarak 'Bir dakikanızı rica ediyorum. Bu veliler Erdek'ten geliyorlar.Belki çarşıdan alışverişleri de olacak. Geri dönecekler. Onun için bir çift sözüm var.Çocuklarını kızım kadar seviyorum. Onunla hiç bir sorunum yok. Bu nedenle kendilerine böyle bir çocuk yetiştirdikleri için teşekkür ediyorum. Zahmet etmiş gelmişler. Güle güle,teşekkür ediyorum.' dedi. Salonda bulunan o kadar insan içinde en mutlu iki insan olarak oradan ayrıldık.

19 Temmuz 2012 Perşembe

17 TEMMUZ 2012, KARŞIYAKA, ANKARA, 43 DERECE

'Görünen görünmeyenden kaynaklanır' Tanrılar Okulu.

Kavramaya çalışıyorum; DÜŞ-ünce olmasa; DÜŞ olmasa hiç birşey olmayacaktı belki de...
Düsünce, duygu, sezgi, rüzgar, derin uykuda altbeynimizden yayılan delta frekansı, radyo dalgaları, tv dalgaları....


Tatlar, kokular, dokular, görüntüler...5 duyumuzla 'algıladığımız' şeyler....
Aynen Matrix'te söylediği gibi, beynimize bilgiyi taşıyan elektrik sinyalleri ile bize iletiliyor olmasın ? Yani 'load' ediliyor olmasın?

Eğer öyleyse, kendi seçtiklerimizi 'load' edemez miyiz?

12 Temmuz 2012 Perşembe

Öyle tuhaf ki...Hep varmışız , hep olacakmışız...Hiç olmamışız, hiç olmayacakmışız..Hem hep varmışız hem hiç yokmuşuz, hem hep olacakmışız, hem hiç olmayacakmışız...Ne varmışız ne yokmuşuz..Ne olacakmışız ne olmuşuz...