Karşı köye bizim köyden gelin gidecek. Adetmiş. Güreş yapılırmış. Ödül olarak kuzu ya da dana gibi canlı hayvanlar konulurmuş. Düğün alayı geldi. Köyün meydanında güreş düzeni kuruldu. Erkek evinden bir güreşçi ile kız evi tarafından bir güreşçi güreşe başladılar. Bütün köy halkı, düğün alayı ve biz iki öğretmen (Ömer Lütfi Yaralı ile ben) de güreşi izliyoruz. Biz kız evi tarafıyız. Hiç ses yok. Sadece davul çalıyor.
Bizim güreşçi oğlan evinin güreşçisini kavradı ve sırt üstü yere getirdi. Biz iki öğretmen hemen alkışlamaya başladık.Yanımızdaki köylüler; 'Aman hocam, alkışlamayın. Bizde alkış ayıp olur' dediler. Bu arada oğlan evinin yenilen güreşçisi yanımıza geldi: Niye alkışlıyorsunuz? Ben sizin düşmanınız mıyım? diye bir tavır koydu. Biz de 'Biz buranın yabancısıyız, adetlerinizi bilmiyoruz. Üstelik dünyanın her yerinde bu böyle. Müsabaka yarışma sonunda her başarı alkışlanır. Yanlış algılıyorsunuz.' dedik. Köylüler de araya girdiler. Sofrada beraber olarak olaya tatlıya bağladık.
17 Aralık 2011 Cumartesi
KÖY ADETLERİ
Çok güzel bir sosyal dayanısmaları var: Birisi evini yapacak. Bütün köylü seferber oluyor. Kavgalı, döğüşlü, kanlı bıçaklı, düşman bile olsalar herşey unutuluyor, yardıma gidiliyor. Hep beraber taş taşımak, duvar örmek gibi her türlü işlerde yardımcı oluyorlar. Bitene kadar. Başlangıçta olduğu gibi bitiminde de yemekler yeniyor, dualar okunuyor, iş tamamlanıyor.
Köyde ava meraklı birkaç kişi var. Kışın tavşan ve keklik avına giderler. Avda keklik veya tavşan vurulmuşsa mutlaka Arap Aşı yapılır. Dostlarla birlikte yenilir.
Arap Aşı; koca kazanda soğuk su kaynatılarak un dökülür. Alttan kazan yavaş yavaş yanan ateşte su ısınır, hamur pelte şeklinde pişirilir. Büyük sinilere dökülen hamur soğumaya bırakılır. Av eti ile biberli baharlı çorba pişirilir. Büyük bir tasın içine konulur. Sininin ortasındaki hamur, çorba tasının oturtulacağı kadar açılır. Sininin etrafına toplanan yiyiciler, kaşıklarıyla hamurdan alırlar. Çorbaya banarlar, hop, hiç çiğnemeden lüp diye yutarlar. Her defasında beni ve diğer öğretmen arkadaşları da davet ederler ama bir lokma bile yiyemeden 'Hocam, sen çorbasından ye' derlerdi ama o da pek yenecek gibi olmazdı.
Köyde ava meraklı birkaç kişi var. Kışın tavşan ve keklik avına giderler. Avda keklik veya tavşan vurulmuşsa mutlaka Arap Aşı yapılır. Dostlarla birlikte yenilir.
Arap Aşı; koca kazanda soğuk su kaynatılarak un dökülür. Alttan kazan yavaş yavaş yanan ateşte su ısınır, hamur pelte şeklinde pişirilir. Büyük sinilere dökülen hamur soğumaya bırakılır. Av eti ile biberli baharlı çorba pişirilir. Büyük bir tasın içine konulur. Sininin ortasındaki hamur, çorba tasının oturtulacağı kadar açılır. Sininin etrafına toplanan yiyiciler, kaşıklarıyla hamurdan alırlar. Çorbaya banarlar, hop, hiç çiğnemeden lüp diye yutarlar. Her defasında beni ve diğer öğretmen arkadaşları da davet ederler ama bir lokma bile yiyemeden 'Hocam, sen çorbasından ye' derlerdi ama o da pek yenecek gibi olmazdı.
FIKRA GİBİ
Dördüncü sınıftaki Ramazan Karakaya. Kocaman kulaklı, markoni gibi bir çocuk.Babası da Kayseri ceza ve tutuklama evinde gardiyan. Okula, okumaya meraklı. Cocuklar okusun istiyor. O yıllarda henüz ünite usulu yoktu. Haftalık program bir gün iki saat sosyal bilgiler, bir gün Fen Tabiat şeklinde uygulanırdı. RAmazan'ı sosyal bilgilerden konu anlatmaya tahtaya kaldırdım: Çıt yok. "Ramazan ders çalışmamışsın herhalde. Çalışacağına söz ver, yerine otur, söz veriyor musun? " dedim. Ramazan 'veriyorum' dedi.Yerine oturdu.
Ertesi günü yine Ramazan'ı, bu kere Fen Tabiat dersinden tahtaya çağırdım. RAmazan'da yine çıt yok. 'Ramazan, derslerine çalışacağına söz vermiştin..." Ramazan: "Öğretmenim, ben sosyal bilgilere söz vermiştim. Fen TAbiat'a söz vermedim ki..'....
İlahi Ramazan..Öyle hoşuma gitti ki, kahkalalarla güldüm.
Ertesi günü yine Ramazan'ı, bu kere Fen Tabiat dersinden tahtaya çağırdım. RAmazan'da yine çıt yok. 'Ramazan, derslerine çalışacağına söz vermiştin..." Ramazan: "Öğretmenim, ben sosyal bilgilere söz vermiştim. Fen TAbiat'a söz vermedim ki..'....
İlahi Ramazan..Öyle hoşuma gitti ki, kahkalalarla güldüm.
12 Aralık 2011 Pazartesi
SOBA ÜSTÜNDE DELİK
Köyle ve öğrencilerle ilgili birkaç anekdot daha:
Yeni okula taşındık, yerleştik. Kış geldi, sobalar öğrencilerin getirdiği odun, tahta, çalı çırpı ile yakılıyor, yanıyor, tütüyor. Okulun hizmetlisi yok. Her işi öğrenciler nöbetleşerek yapıyorlar. Öğrencilerden biri (dışardan mı buldu, evden mi getirdi, o belli değil) sarı metal fişek gibi birşey getirir, yanan sobanın üzerine koyar. Mavi bir alev çıkarmaya başlayınca herkes korku ile dışarı fırlarlar. Bu arada bir gümbürdeme olur. Sobanın üstü 5-10 cm. genişliğinde delinmiş. Okula geldiğimde olayı anlattılar. Korktukları her hallerinden belliydi. Bu olay onlara ders olur.Ben de gerekli uyarıyı yaptım.Bu onlara ders oldu.
Yeni okula taşındık, yerleştik. Kış geldi, sobalar öğrencilerin getirdiği odun, tahta, çalı çırpı ile yakılıyor, yanıyor, tütüyor. Okulun hizmetlisi yok. Her işi öğrenciler nöbetleşerek yapıyorlar. Öğrencilerden biri (dışardan mı buldu, evden mi getirdi, o belli değil) sarı metal fişek gibi birşey getirir, yanan sobanın üzerine koyar. Mavi bir alev çıkarmaya başlayınca herkes korku ile dışarı fırlarlar. Bu arada bir gümbürdeme olur. Sobanın üstü 5-10 cm. genişliğinde delinmiş. Okula geldiğimde olayı anlattılar. Korktukları her hallerinden belliydi. Bu olay onlara ders olur.Ben de gerekli uyarıyı yaptım.Bu onlara ders oldu.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)