KÖY ENSTİTÜLÜLER
*Onlar ülkemin her zor işine koşan eğitim imeceleriydi.
*Karşılaştıkları hiç bir zorluğu yüksünmediler.
*Yaşamlarının her evresinde ülkenin yücelmesine ve gelişmesine, büyümesine, üretimin artmasına çok büyük katkıları olmuştur.
*Köy Enstitüleri kuruldukları çevrelerin laboratuvarları, üniversiteleri olmuştur.
*Mezunlar köylerine gittiğinde çiftçi, bahçıvan,marangoz, demirci, duvarcı, sağlıkçısı ve her şeydi.
*Böylece büyük şehirlere gereksinimleri azalıyordu.
*Köylü kendi kendine yetmeye, birçok problemini kendi başına çözmeye başlamıştı.
*Ne yazık ki bu gelişmeleri ve yenilikleri köylüye, ülkeye çok görenlerimiz oldu.
*Bildiğiniz gibi dünyada hiç bir yeniliğin,hiç bir yere rahatça yerleştiği görülmemiştir.
Hatta onu kabul etmeyenlerin,red edenlerin , karşı koyanların yararına olsa bile...
*Tekrar ediyorum, KöY ENSTiTÜLERİ çalışanlarının öğrenci ve öğretmenlerinin ülkemizin kalkınması için , çağdaşlaşması için ortaya koydukları yürekleri bir kısım çevreleri rahatsız etmeye başlamış.
*Bu üretkenliği , çalışkanlığı , başarıları çekemeyen tembeller, yalancılar ve korkaklar, çirkin iftira ve karalama kampanyaları başlatmışlar; bu okulların kendi yararlarına olduklarını bilmeyenlerin de destekleri ile hem ülkenin geleceği, hem de ülke çocukları ve halkının geleceğini karartmışlardır.
Şimdi şöyle bir geriye dönüp baktığımızda bu karalama ve iftira kampanyasını başlatanlar ve bu kampanyaya katılanların tarihin çöplüğünde kaybolup gittiklerini, iyi mi kötü mü olduklarını, anımsanmadıklarını biliyoruz.
* Köy enstitüleri ve 17 NİSAN her yıl bir bayram gibi kutlanıyor.
*Onun kurucuları Sayın HAsAN Alİ YÜCEL, Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç (Baba Tonguç) ise dünyada iz bırakmış, tarihe mal olmuşlardır.
İşte belgesi:
Her yıl 17 Nisan'larda saygı ile yapılan anma törenleri.
*ŞÜKRAN BORCUMUZU İFADE ETMEK İÇİN BURDAYIZ.
NE MUTLU ONLARA...
BU GÜNÜ HAZIRLAYANLARA, KATILANLARA
SEVGİLER
SAYGILAR
28 Temmuz 2012 Cumartesi
25 Temmuz 2012 Çarşamba
ÖZGÜRSÜN
Sanki bir tünel..Bazen bir yarasa fırlıyor bir yerden...Ürküp geriye sıçrıyorsun..Bazen güneşin ışığı sızıyor bir dehlizden...Mutlu oluyorsun...Aslında ne tünel var ne ışık ne yarasa...Hepsi senin duygularında olup bitiyor...Kah mutlu, kah endişeli, kah üzgün...İstanbul burda, Ankara orda duruyor da hani , sen otobüsle/araçla gidip geliyorsun, hareket ediyorsun ya...Aynen öyle...
Senin dışında "herşey" uzayda duruyor; sen o duygunun bu duygunun arasında gidip geliyorsun:)
Hani o Tanrı ile Sohbet'te açıklıyor ya; bir bilgisayar oyunu gibi CD'de tüm olası hareketlerine karşılık olası sonuçlar kayıtlı,sen hangi hareketi yapmayı seçersen ona karşılık gelen sonuc oluyor oyunda anlamında... öyle......Sen hangi duyguyu yaşamayı/hissetmeyi seçersen; ona göre düşünüp davranıyor ve onun sonucuna uygun olayları yaşıyor, kişilerle karşılaşıyorsun...
Yani aslında özgürsün..Kendini yaratıyorsun...Ne güzel değil mi?
Dışarda olup bitenin, denilenin yenilip içilenin, görünenin görünmeyenin hepsinin ötesinde ...Senin içindeki duygu ne?
Not: Kitaptan alıntı yapamıyorum; yayıncının yazılı izni olmadan..Ancak önermemin bir sakıncaası yok sanırım; Ötesi Yayınları,Tanrı ile Sohbet (4 cilt, önce 1 ve 2 ile başlanırsa daha anlaşılır) Nil Gün hanımefendi mükemmel bir çeviri yapmış...
Senin dışında "herşey" uzayda duruyor; sen o duygunun bu duygunun arasında gidip geliyorsun:)
Hani o Tanrı ile Sohbet'te açıklıyor ya; bir bilgisayar oyunu gibi CD'de tüm olası hareketlerine karşılık olası sonuçlar kayıtlı,sen hangi hareketi yapmayı seçersen ona karşılık gelen sonuc oluyor oyunda anlamında... öyle......Sen hangi duyguyu yaşamayı/hissetmeyi seçersen; ona göre düşünüp davranıyor ve onun sonucuna uygun olayları yaşıyor, kişilerle karşılaşıyorsun...
Yani aslında özgürsün..Kendini yaratıyorsun...Ne güzel değil mi?
Dışarda olup bitenin, denilenin yenilip içilenin, görünenin görünmeyenin hepsinin ötesinde ...Senin içindeki duygu ne?
Not: Kitaptan alıntı yapamıyorum; yayıncının yazılı izni olmadan..Ancak önermemin bir sakıncaası yok sanırım; Ötesi Yayınları,Tanrı ile Sohbet (4 cilt, önce 1 ve 2 ile başlanırsa daha anlaşılır) Nil Gün hanımefendi mükemmel bir çeviri yapmış...
23 Temmuz 2012 Pazartesi
OKUL ANILARI
1 ve 2.sınıfları Jale Arslan'da , 3. sınıfı ise Ankara Yenimahalle Kızılay İlkokulu'nda, dönüşte ise Devrim İlkokulu'nda aynı sınıfa devam ederek bitirdi. Oğlum benimle kaldığı yıl, 1. sınıfı okutuyordum. Sınıfta yaptığım kum masası onun masası gibiydi. Kumları ıslatır, kendine göre oyunlar yaratırdı. En iyi arkadaşı Fevzi Ahçı'nın oğlu Özay'dı. İlk sınıfı Seniye Öğretmen'de, sonra İlknur Koruk'ta, son 4 ve 5.sınıfı da Gönül Aksoy'da tamamladı.
*
Oğlum Ankara'da olduğu sırada 4 yaşında idi. Bizlerde uzakta olmaktan sıkılmış ki annesine 'Anne babamı,ablamı özledim. Burda durmayalım, gidelim' diye tuttururmuş. Annesi de ona 'Oğlum öyle gidemeyiz,gidersek devlet baba bize para vermez sonra' dermiş. Oğlumun burada ilk başkaldırılarına, isyanına şahit oluyoruz: - Bu nasıl devlet baba ki anneyi babayı ablayı birbirinden ayırıyor? demiştir.
*
Kızım 11 yaşında, Cumhuriyet 50 yaşında.İzmir Yeni Asır gazetesi 'Cumhuriyet iyibir yönetimdir ,niçin?'başlıklı bir kompozisyon yarışması düzenledi. Kendi kendine yazıp gazeteye göndermiş. Üçüncülük ödülü aldığını gazete muhabirlerinden öğrendik.İzmir'e çağrıldık. Gazete tesislerini gezdirildik. Ödül olarak verilen ansiklopedileri aldık,döndük.
*Güzel kızım bütün okul hayatı boyunca hep başarılı oldu,bizleri sürekli gururlandırdı. Ortaokulda her karne döneminde takdirname aldı. Okul bahçesinde yapılan törenlerde hep onu gördük. Sevgili Salim Tunç 'Ah be Seyhancım, ah be..Seni tebrik ederim,böyle bir evladınız olduğu için..Kızını da tebrik ederim.Benimkiler okuyamadılar.' diye üzülür ağlardı. Tek tesellim, öğretmen arkadaşlarımın çocuklarının okumaları oldu. Birçok öğrencimin okumalarının benim çocuklarım okumuşlar yerine koydum. Orta okuldan sonra liseye Bandırma'ya gitti. O lise başarılı bir liseydi. Her gün erkenden kalkar, minibüsle 22 km. gider akşam dönerdi. Başarılı dönemi burada da devam ettirdi. Bir gün veliler toplantısına gittik.Yağmurlu bir gündü,toplantı yapılan salona ulaştık. İngilizce öğretmenine kendimizi tanıttık. Öğretmen salonda bulunan velilerden izin alarak 'Bir dakikanızı rica ediyorum. Bu veliler Erdek'ten geliyorlar.Belki çarşıdan alışverişleri de olacak. Geri dönecekler. Onun için bir çift sözüm var.Çocuklarını kızım kadar seviyorum. Onunla hiç bir sorunum yok. Bu nedenle kendilerine böyle bir çocuk yetiştirdikleri için teşekkür ediyorum. Zahmet etmiş gelmişler. Güle güle,teşekkür ediyorum.' dedi. Salonda bulunan o kadar insan içinde en mutlu iki insan olarak oradan ayrıldık.
*
Oğlum Ankara'da olduğu sırada 4 yaşında idi. Bizlerde uzakta olmaktan sıkılmış ki annesine 'Anne babamı,ablamı özledim. Burda durmayalım, gidelim' diye tuttururmuş. Annesi de ona 'Oğlum öyle gidemeyiz,gidersek devlet baba bize para vermez sonra' dermiş. Oğlumun burada ilk başkaldırılarına, isyanına şahit oluyoruz: - Bu nasıl devlet baba ki anneyi babayı ablayı birbirinden ayırıyor? demiştir.
*
Kızım 11 yaşında, Cumhuriyet 50 yaşında.İzmir Yeni Asır gazetesi 'Cumhuriyet iyibir yönetimdir ,niçin?'başlıklı bir kompozisyon yarışması düzenledi. Kendi kendine yazıp gazeteye göndermiş. Üçüncülük ödülü aldığını gazete muhabirlerinden öğrendik.İzmir'e çağrıldık. Gazete tesislerini gezdirildik. Ödül olarak verilen ansiklopedileri aldık,döndük.
*Güzel kızım bütün okul hayatı boyunca hep başarılı oldu,bizleri sürekli gururlandırdı. Ortaokulda her karne döneminde takdirname aldı. Okul bahçesinde yapılan törenlerde hep onu gördük. Sevgili Salim Tunç 'Ah be Seyhancım, ah be..Seni tebrik ederim,böyle bir evladınız olduğu için..Kızını da tebrik ederim.Benimkiler okuyamadılar.' diye üzülür ağlardı. Tek tesellim, öğretmen arkadaşlarımın çocuklarının okumaları oldu. Birçok öğrencimin okumalarının benim çocuklarım okumuşlar yerine koydum. Orta okuldan sonra liseye Bandırma'ya gitti. O lise başarılı bir liseydi. Her gün erkenden kalkar, minibüsle 22 km. gider akşam dönerdi. Başarılı dönemi burada da devam ettirdi. Bir gün veliler toplantısına gittik.Yağmurlu bir gündü,toplantı yapılan salona ulaştık. İngilizce öğretmenine kendimizi tanıttık. Öğretmen salonda bulunan velilerden izin alarak 'Bir dakikanızı rica ediyorum. Bu veliler Erdek'ten geliyorlar.Belki çarşıdan alışverişleri de olacak. Geri dönecekler. Onun için bir çift sözüm var.Çocuklarını kızım kadar seviyorum. Onunla hiç bir sorunum yok. Bu nedenle kendilerine böyle bir çocuk yetiştirdikleri için teşekkür ediyorum. Zahmet etmiş gelmişler. Güle güle,teşekkür ediyorum.' dedi. Salonda bulunan o kadar insan içinde en mutlu iki insan olarak oradan ayrıldık.
19 Temmuz 2012 Perşembe
17 TEMMUZ 2012, KARŞIYAKA, ANKARA, 43 DERECE
'Görünen görünmeyenden kaynaklanır' Tanrılar Okulu.
Kavramaya çalışıyorum; DÜŞ-ünce olmasa; DÜŞ olmasa hiç birşey olmayacaktı belki de...
Düsünce, duygu, sezgi, rüzgar, derin uykuda altbeynimizden yayılan delta frekansı, radyo dalgaları, tv dalgaları....
Tatlar, kokular, dokular, görüntüler...5 duyumuzla 'algıladığımız' şeyler....
Aynen Matrix'te söylediği gibi, beynimize bilgiyi taşıyan elektrik sinyalleri ile bize iletiliyor olmasın ? Yani 'load' ediliyor olmasın?
Eğer öyleyse, kendi seçtiklerimizi 'load' edemez miyiz?
'Görünen görünmeyenden kaynaklanır' Tanrılar Okulu.
Kavramaya çalışıyorum; DÜŞ-ünce olmasa; DÜŞ olmasa hiç birşey olmayacaktı belki de...
Düsünce, duygu, sezgi, rüzgar, derin uykuda altbeynimizden yayılan delta frekansı, radyo dalgaları, tv dalgaları....
Tatlar, kokular, dokular, görüntüler...5 duyumuzla 'algıladığımız' şeyler....
Aynen Matrix'te söylediği gibi, beynimize bilgiyi taşıyan elektrik sinyalleri ile bize iletiliyor olmasın ? Yani 'load' ediliyor olmasın?
Eğer öyleyse, kendi seçtiklerimizi 'load' edemez miyiz?
12 Temmuz 2012 Perşembe
18 Mart 2012 Pazar
SANA KIZIYORUM ÖĞRETMENİM
Elimde değil
Kızıyorum işte
Bana dünyanın döndüğünü öğrettin
Teşekkür ediyorum.
İçinde dönen dolapları öğretmedin,
Sana kızıyorum öğretmenim.
Pamuğu öğrettin
Tohumu, toprağını ve de çiçeğini
Ve onu toplayan
Nasırlı ellerin yoksulluklarını
Ama sırt üstü yatıp
Hazır yiyenleri
NİÇİN ÖĞRETMEDİN ÖĞRETMENİM?
Madenleri öğrettin
Bizde ve tüm dünyadakilerini
Ne kadar çıkarıldığını öğerettin
Teşekkür ediyorum
Kimin çıkardığını
ONdan aslan payını alan
Elin gavurunu
Onun işbirlikçilerini
Ve de vatan hainlerini
Neden öğretmedin neden?
Hayvanları öğrettin
Sivrisineği, tahta kurusunu
Tüm kan emici hayvanları öğrettin
Kendimi korumayı öğreniyorum
Ve sana teşekkür ediyorum.
Bir de insanlar kan emermiş.
Vampir örneği, keneden beter
Evet öğretmenim
Bizi iliklerimize dek soyan
Vampir gibi üzerimize çullanan
Şu gavuru diyorum.
Gözümle görüyorum öğretmenim.
Damarlarımıza girmişler
Soluk alışlarımızla duyuyorum
İşte bunları diyorum öğretmenim bunları
Neden öğretmedin, neden?
ÖĞÜT
Can ucuz,
Yaşam zor?
Oğlum Umur, sen de vur.
En çirkin söz:
"Abalıya vur"
Vur.
Vur vur...
Yine vur.
Sunta vur.
Sunta vur,
Şişe vur,
iğne vur.
Vur yine vur.
Muşta vur,
Tokat vur,
Yumruk vur,
Vur ulan vur.
Çimento vur,
Demirden vur,
Stoktan vur,
Kotadan vur,
Zamdan vur,
Vur ulan vur...
Gem vur
Semer vur.
Can ucuz, yaşam zor,
Namludan vur....
18.8.1997
Yaşam zor?
Oğlum Umur, sen de vur.
En çirkin söz:
"Abalıya vur"
Vur.
Vur vur...
Yine vur.
Sunta vur.
Sunta vur,
Şişe vur,
iğne vur.
Vur yine vur.
Muşta vur,
Tokat vur,
Yumruk vur,
Vur ulan vur.
Çimento vur,
Demirden vur,
Stoktan vur,
Kotadan vur,
Zamdan vur,
Vur ulan vur...
Gem vur
Semer vur.
Can ucuz, yaşam zor,
Namludan vur....
18.8.1997
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
