25 Mayıs 2015 Pazartesi

NERMİ UYGUR, ŞUBAT 2005

FELSEFECİ

NERMİ UYGUR

Şubat 2005

öldü.





ÇELİK ÇOMAK  Deneme kitabı var.
GÜNEŞLE
İÇİMİN SESİ ve daha birçok kitabı var

24 Mayıs 2015 Pazar

"NE YAZIK Kİ TANRI İNSANIN APTALLIĞINI SINIRLAMADIĞI HALDE
ZEKASINI SINIRLIYOR..."


ALMAN BAŞBAKANI KONRAD ADENAUER

ÖZGÜRLÜK

KENDİ BİLDİĞİNİ OKU

ÖZGÜR DAVRAN

YAŞLI SESLERİ DİNLEME

BAŞKALARININ EGOSUNU TATMİN İÇİN DEĞİL,

KENDİN İÇİN HAREKET ET

22 Mart 2015 Pazar

"ATATÜRK SUS DEMİYOR?"


İzmir'de Sağlık ocağına ilaç yazdırmak için gittim. Benden önce gelenler içinde yaşlılar ve çocuklar da sıra bekliyorlar. Üç yaşını yeni bitirmiş afacan bir çocuk sağa sola sataşıyor, bayağı gürültü ediyor. Hasta yaşlı insanlar da inanın böyle ters ters bakıyorlar, sussun istiyorlar. Ben biraz ilgilendim. Aramızda bir diyalog başladı. Adını sordum, Emircan dedi. Bu arada Sağlık Ocağı bekleme salonunda duvarda asılı çerçeveli bir Atatürk resmi , bir de klasik 'sus' işareti yapan kepli hemşire resmi asılı.Çerçeveli resimlerden önce "Sus" işareti yapan hemşirenin resmini göstererek sordum. 'O ne diyor-' dedim. Baktı . 'Sus diyor' dedi ve arkasından da hemen hiç beklemeden Atatürk'ün resmini göstererek 'Ama bak ATATÜRK sus demiyor' dedi...



O kadar hoşuma gitti ki..Emir Can'ı hemen kucakladım, sarıldım ve öptüm. Muayene sırası bana gelince olayı Dr.a anlattım. Hangi çocuk o..diye ilgilendi. Yakalayıp adını sordu, şakalaştı. Ders verici bir olaydı. Yasak koymak, bonsai yetiştirmek gibi birşey. Onun büyümemesi için dallarını kesersin. Az su verirsin. Az toprak ve taşlar üzerinde tellerle bağlayarak sararak şekil verirsin. Çocuğa sus demek, yasak koymak da aynı değil mi?
Seyhan Özhan, Şubat 2001

9 Mart 2015 Pazartesi

ŞAİR MEHMET EŞREF

Besmele duymuş olan şeytan gibi
Kahrolursun "höt" dese bir ecnebi,
Padişahım, öyle alçaksın ki sen,
İzzet-i nefsin Arap İzzet gibi.

ŞAİR EŞREF
(Şiirdeki Arap İzzet, Padişahın yakın adamıdır)

NOTLAR

Kötülük insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük ordan çıkandadır.

Yüreğin neredeyse hazinen de oradadır.

En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.
(SİMYACI'dan)



İyi kötü çatışmasında kimi zaman iyiler kimi zaman kötüler üstün gelecekse, ne iyiler üstün geldiklerinde kötüler yok olacak, ne de kötüler üstün geldiklerinde iyiler..
İyi kötü çelişkisi sonsuza dek sürecek..
*Kötüye iş bilmezler şöyle derler: Kalkmaz taşlara sarılır.
 

20 Şubat 2015 Cuma

FELSEFE, DİNİN HUZURSUZ KARDEŞİDİR.


İSYAN GÜNLERİNDE AŞK, AHMET ALTAN

Rukiye, Prof Konçarov'a gülerek sormuştu:
-Felsefe nedir Prof Konçarov?
Felsefenin 'hayat nedir?" gibi çok basit ve sıradan olan ve sıradanlığından dolayı insan kaderinin içine hapsolduğu alaycı bir manasızlığı işaret eden sorunun cevabını aradığını, hiç bir zaman bu cevabı bulamayacağını bilmenin görkemli çaresizliğiyle büyühdeğimi ama cevapsız soruların peşinde koşarken, insanlara cevapları bulunabilecek başka sorular sunduğum ve hep arayan felsefenin aksine hep bulan bilimin yolunu açtığımı, anlatırken Rukiye'nin hiç unutamayacağı ve onun hayatını değiştirecek bir cümle söyledi:


FELSEFE, DİNİN HUZURSUZ KARDEŞİDİR. Sh.82
Bir yaz gecesinde küçük kızın, otların üzerine uzanıp yıldızlarla dolu gökyüzüne baktığında, eğer bu bir yaz romantiğinin dans ya da şarkı gib o gece tat katan bir süsü değilse, gerçekten gökyüzüne ve yıldızlara bakıyor ve onları görüyorsan, gökyüzünün kapıları iki yere açılır  o zaman, dine ve felsefeye.
Din o muhteşem kainatın yaradılışını Allah'a bağlar ve huzura kavuşur. Onun için din insanlara huzur ve güven verir, insanoğlunun en çok merak ettiği soruların cevabını kendince bulmuştur çünkü. Felsefe ise demin de söylediğim gibi dinin huzursuz kardeşidir. O bulunan hiç bir cevaptan tatmiz olmaz, her cevaptan sonra yeni bir soru daha sorar.

SAMSARA'DAN MOKŞA'YA



 LOTUS KADINI
ERIC DESCHODT
JEAN - CLAUDE LATTES 22.Haziran.2005

33333 Tanrılı Hindistan, 16.sy 3. prg.
Veda'lar "Aşkı tanımamak, hiç birşey bilmemek demektir' der.
Dört Kast var:
1.Brahmanlar: Vedaların kutsal sözlerinin gözeticileri
2.Çoğunluğunu Noyarların oluşturduğu KSATRİYALAR: Savaşçılar ve yöneticiler
3.Vaişyalar:Çiftçiler, zanaatçılar, iş adamları
4.Şudraların kastı: Hindu toplumunun temelini oluşturan köleler, hizmetçiler , yoksul işçiler

Bir de dokunulmazlar var hepsinden sonra gelir..Görünmüyorlar ama yakındalar. Ağaçların altında kümelenmişler. Çünkü görünmez olmak zorundalar. Onların görülmesi kirletir. 
RAMA: Ramayana destanının tanrısal kahramanı
PANCARYA: Hindu Yağmur Tanrısı
ADONAI: İbranice'de EFENDİ
OM: AUM diye seslendirilir, Tanrıya  yakarmak için kullanılan kutsal sözcük.Tanrısal ilkenin mutlak özü. 



Hindu kutsal metinleri ŞRUTİ ve SMRİTİ olarak ikiye ayrılır.
RŞİ: Muni, hakikatı gören kimse, sessiz, derin düşünenler.
VEDA: Görücüler ve bilgeler vasıtasıyla Yüce varlıktan sahih bir gelenekten geldiklerinden dolayı Agamalar diye adlandırılırlar.
İŞİTİLEN VE GÖRÜLEN anlamına gelen ŞRUTİ içinde yeralan VEDAlar en eski metinlerdir.
Sanskritçe BİLMEK anlamına gelen VİD kökünden gelen VEDA :Bilgi anlamındadır.
Her veda 3 bölümden oluşur:
1.Brahmanlar: Ayinler ve onların yerine getiriliş tarzı ile ilgili metinler
2.Aranyalakar: Geleneksel Hindu tarzının 3. aşaması, ormanda ikamet etme yemini edenlerin metinleri, kurban törenlerinin anlamanı ve yorumlarını ele alır.
3.UPANIŞADLAR: Talebe-hoca arasında devam eden soru cevap metinleri. Upanişad: Hocanın dizinin dibinde oturmak anlamındadır.

Ruhun dünyaya yeniden gelip gitmesi döngüsüne Samsara, gelmemesine MOKŞA denir.
Hindu dini ve felsefi hareketlerinin ortak amacı MOKŞA'yı gerçekleştirmektir.




SAMSARA'DAN KURTULUP MOKŞA'YA KAVUŞMAK


 
*

Doğa, insanlara ancak yaşaması için gerekli olanı vermiştir. Bu hava, su ve yiyecektir. Halbuki bu günkü insanın mücadelesi yalnız bir hayvan gibi yaşamak için gerekli olan enerjiyi sağlamak değil, bu gün adına konfor veya lüks deneni temin edebilmektir. İşte elde ettiği bu konfor  insanın doğayla yaptığı savaşın ganimetleridir.

*
Para bu çağın yeni buyurganıdır. ZENGİNLEŞİN diye emrediyor v ebu emir diğer buyurmaların yerini alıyor.
APTALLAR KENDİ BİLGİ VE TECRÜBELERİNDEN,

AKILLILAR İSE HERKESİN BİLGİ VE TECRÜBELERİNDEN 

YARARLANANLARDIR.

8.MAYIS.2008

ALDIRMA GÖNÜL

23.V.1933 SİNOP HAPİSHANESİ

BAşın öne eğilmesin 
Aldırma gönül aldırma!
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma!
*
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar,
Bizi bu sesler oyalar,
Aldırma gönül, aldırma!
*


Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir yüzü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma!
*
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah"a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma!
*
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül aldırma!

SABAHATTİN ALİ

19 Şubat 2015 Perşembe

YAŞAMDAN NOTLAR



*Yavaş konuş ama hızlı düşün.
*Cevap vermek istemediğin bir soruyla karşılaştığında, gülümse ve "Niye öğrenmek istiyorsunuz?" diye sor.


*Önceden galibiyetini ilan etme.
*Kaybettiğin zaman, bundan aldığın dersi de kaybetme.
*Pasaklı bir insanı düzenli yapabilmek için yalnızca aşkın yeteceğini ümit etme.
*Kendi kendine dert yaratma. Başkasının dertlerini üstlenme.
*Çocuklarınla geçirdiğin zamanı asla boşa harcanmış olmayacağını unutma.
*Birlikte iş yapmak istediğin kuruluşları önceden iyi araştır. 
*Mali durumun sözkonusu ise acımasızca gerçekçi ol.
*Telefon ahizesini kaldırırken gülümse.
*insanları kendi bulunduğun noktada değil, onların bulunduğu yerden değerlendir.
*Bir iş anlaşması imzalarken karşı taraf detayları daha sonra konuşmayı önerirse,
"Anlıyorum ama herşeyi şimdi tamamlamak istiyorum" de ve tamamlamadan masadan kalkma.
*Parasını düşüncesizce harcayan bir kimsenin başka konularda da düşüncesiz olacağını unutma.
*Herkes övülmekten hoşlanır. İnsanları övmek için her fırsatı değerlendir.
*Her başarı için ödül verme.
*Profesyonel bir fikir almak istediğin zaman arkadaşlarından değil profesyonellerden al.
*Sessizliğin bazen iyi bir cevap olduğunu unutma.
*Kazandığın zaman böbürlenme. Kaybettiğin zaman mazeret arama.
*Unutma, ne kadar çok bilirsen o kadar az korkarsın.
*Ufak tefek sıkıntıları gerçek sorunlarla karıştırma.
*Herkes içinde dua etmen istendiğinde duanı çabuk bitir.
*Mesleklerinin doruklarındaki insanların herşeyin yanıtını bildiklerini düşünme, BİLMEZLER.
*Gizli düşüncelerin gizli kalsın.
*Sık sık insanlarla mahkemelik olan kişilerle iş yapma.
*İşini ihmal etme, hiç kimse senin işini sonsuza kadar önemsemez.
*Sevdiklerinle yaptığın bir tartışma sırasında güncel olanla uğraş.Geçmişi gündeme getirme.
*Unutma, bir yere varmanın en kısa yolu, yanındaki yolculuk arkadaşının iyi olmasıdır.
*Zamanını ve enerjini eleştirmeye değil, yaratmaya sarfet.
*Biri sana "Şimdi ya da daha sonra" ödeme yapmayı teklif ettiğinde ŞİMDİ"yi seç.
*Kapıyı çalıp 'Buralardaydım, geçerken uğradım' diyenlerle iş yapma.
*Doğru olanın her zaman popüler olmadığını, popüler olanın da her zaman doğru olmadığınu unutma.
*Kötülüğü asla görmezlikten gelme.
*Dostun elini tutunca sıcaklığını hissetmelisin. Sanki yüreği elindeymiş gibi bir sıcaklık...

İÇİMDEN O KADAR ÇOK KONUŞURUM Kİ...







BEKİR SITKI ERDOĞAN'DAN

GÜZELLER SEÇİMİ BAŞLAR BAŞLAMAZ
ESMERE VERİLMİŞ OY ÇİFTE ÇİFTE
GÖNÜL SARŞINLA BOZMUŞ AKLINI
DER Kİ ÜSTE BAHİS KOY ÇİFTE ÇİFTE

ELA GÖZLÜM ÇEKTİN BENİ SÜSÜNE
BÜLBÜLÜN HASRETİ GÜLÜN HASINA
KABARMIŞ FİSTANI YIRTARCASINA
NEDİR KOYNUNDAKİ ÇİFTE ÇİFTE.

SAÇ KINALI, YANAK ÇİLLİ ZERDALİ,
FİSTAN GİYMİŞ GEZER KEKLİK MİSALİ, 
AMAN KİMSELER GÖRMESİN SENDE BU HALİ
BARİ KALIN FİSTAN GİY ÇİFTE ÇİFTE

YEŞİLE CANIMI SAYDIM ADAKTAN
AŞK İÇİN GÖZÜNÜ KIRPMAZ BUDAKTAN
BİR KADEHTEN SUNAR BİR DE DUDAKTAN
NEYLER AŞIK BUNA MEY ÇİFTE ÇİFTE.

PENCEREDEN GÖRMEZ OLAYDIM KEŞKE
MAVİLİ ŞEYTANI DÜŞÜRÜR AŞKA,
BİZİM MAHALLENİN HAVASI BAŞKA,
GÜNDÜZ GÜNEŞ, GECE AY ÇİFTE ÇİFTE.

ÇÖREK OTU SERPİLİNCE KAYMAĞA,
BEYAZA MECALİM KALMAZ DOYMAĞA,
ÖMÜR YETMEZ BİRER BİRER SAYMAĞA
GEL DE SAY SAYABİLİRSEN ÇİFTE ÇİFTE.

AŞIK BEKİR HANGİSİNİ SEÇERSİN,
HANGİSİ KOYAR, KİMDEN GEÇERSİN.
SAZIN SENDEN,SEN SAZINDAN NAÇARSIN
KIRILSIN TELLERİN VUR ÇİFTE ÇİFTE

BEKİR SITKI ERDOĞAN

SANA KIZIYORUM ÖĞRETMENİM

SANA KIZIYORUM ÖĞRETMENİM
ELİMDE DEĞİL
KIZIYORUM İŞTE
BANA DÜNYANIN DÖNDÜĞÜNÜ ÖĞRETTİN
TEŞEKKÜR EDİYORUM.
İÇİNDE DÖNEN DOLAPLARI ÖĞRETMEDİN,

SANA KIZIYORUM ÖĞRETMENİM,
PAMUĞU ÖĞRETTİN,
TOHUMUNU, YAPRAĞINI VE DE ÇİÇEĞİNİ 
VE ONU TOPLAYAN
HASIRLI ELLERİN YOKSULLUKLARINI
AMA SIRT ÜSTÜ YATIP
HAZIR YİYENLERİ
NİÇİN ÖĞRETMEDİN ÖĞRETMENİM?

MADENLERİ ÖĞRETTİN
BİZDE VE TÜM DÜNYADAKİLERİ
NE KADAR ÇIKARILDIĞINI ÖĞRETTİN
TEŞEKKÜR EDİYORUM.
KİMİN ÇIKARDIĞINI
ONDAN ASLAN PAYINI ALAN
ELİN GAVURUNU
ONUN İŞBİRLİKÇİLERİNİ
VE DE VATAN HAİNLERİNİ
NEDEN ÖĞRETMEDİN NEDEN?


SEYHAN ÖZHAN, ALTINBAŞAK ÖZHAN 
İLYASLI KÖYÜ 29. HAZİRAN.1963

HAYVANLARI ÖĞRETTİN
SİVRİSİNEĞİ, TAHTA KURUSUNU
TÜM KAN EMİCİ HAYVANLARI ÖĞRETTİN
KENDİMİ KORUMAYI ÖĞRENİYORUM
VE SANA TEŞEKKÜR EDİYORUM.
BİR DE İNSANLAR KAN EMERMİŞ
VAMPİR ÖRNEĞİ, KENEDEN BETER
EVET ÖĞRETMENİM,
BİZİ İLİKLERİMİZE DEK SOYAN,
AMERİKAN GAVURUNU DİYORUM.
GÖZÜMLE GÖRÜYORUM ÖĞRETMENİM.
DAMARLARIMIZA GİRMİŞLER
SOLUK ALIŞLARIMIZDA DUYUYORUM

İŞTE BUNLARI DİYORUM ÖĞRETMENİM, BUNLARI
NEDEN ÖĞRETMEDİN, NEDEN?

BİR ÖĞRENCİ

18 Ocak 2015 Pazar

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ



"Bana çiçekleri getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin ." 
(Köy öğretmeni Şefik Sınıf'ın son sözleri)

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer,
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir veda edeceğim onlara,
So şarkımı söyleyeceğim,
Getirin,getirin ve sonra öleceğim.



Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın,
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
29 Ekim 1963 TUZHİSAR



Dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kan'dır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.



Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir,
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
CEYHUN ATIF KANSU 1958
 

13 Ocak 2015 Salı

İYİ ADAM NE DEMEK?

İsmail Hakkı TONGUÇ dedi ki:
"Bizce iyi adam demek, iş gören, iş başaran adam demektir. İş yapmadan sadece söyleyen veya yazan insana biz iyi adam demeyiz. İş görmeyen bir insanın dürüst, akıllı olacağına da inanmayız. Böyle insanların bir milleti iyi yola götürdükleri görülmemiştir."
*
 
Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü Müdürü Rauf İNAN dedi ki,
"Eğitim gözleri iyi görmeye,
              Kulakları iyi işitmeye,
              Elleri iyi iş yapmaya,
              Beyinleri iyi düşünmeye,
               Ağızları iyi konuşmaya,
               Yürekleri iyi duymaya,
İnsanı iyi davranışlara alıştırmaktır, 
onlara bu alışkanlıkları kazandırmaktır."





İSMAİL HAKKI TONGUÇ (WİKİPEDİA)
İsmail Hakkı Tonguç (1893 - 24 Haziran 1960), eğitimbilimci, köy enstitülerinin mimarı ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü.
İsmail Hakkı Tonguç, bugünkü Bulgaristan'ın Silistre iline bağlı Totrakan ilçesinin bugünkü adı Sokol olan Tatar Atmaca köyünde dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Hacı Velioğlu İdris, annesi ise Dobrucalı bir Türk olan Vesile Hanım'dı. Biri kız 8 kardeşin en büyüğü olan İsmail Hakkı Tonguç, eğitim hayatına kendi köyünde başladı ve 4 yıllık ilkokulu bitirdikten sonra Silistre'de rüştüye'ye devam etti. Oradaki öğrenimi sırasında aynı zamanda köyün değişik işlerinde çalıştı ve tarımla uğraştı.
1914 yılında öğrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul'a gitti, sıkıntı çekti, ardından Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Şükrü Bey tarafından leyli meccani (parasız yatılı) öğrenci olarak Kastamonu Muallim Mektebi'ne gönderildi. 1916'da naklen İstanbul Muallim Mektebi'ne gelerek öğrenciliğine orada devam etti. Muallim Mektebi'nde öğrenciliği, I. Dünya Savaşı'nın güç yaşam koşullarını dayattığı yıllara rastlamaktadır. Okulu bitirdikten sonra 1918'de Almanya'ya daha üst öğrenim için gönderildi. 1918-1919 yıllarında Almanya'nın Karlsruhe kentindeki Ettlingen Öğretmen Okulu'nda sekiz aylık bir programa devam etti. 1919'da Anadolu'ya dönerek, Eskişehir Muallim Mektebi'nde Resim ve Elişi ile Beden Eğitimi öğretmeni olarak göreve başladı. 1921'de Yunan işgalinden hemen önce Ankara'ya atandı, 1922'de yeniden öğrenim görmek üzere Almanya'ya gönderildi.
1922 sonundan başlayarak 1924 Nisan'ına değin Konya Muallim Mektebi'nde, aynı yılın güzüne değin ise Ankara Muallim Mektebi'nde öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Daha sonra kısa bir süre Adana Muallim Mektebi'nde öğretmenlik yaptıktan sonra, 1925'te beş aylığına mesleki eğitim kurumlarında incelemeler yapmak üzere yeniden Almanya'ya gitti. 1925'te Ankara Muallim Mektebi'nde öğretmenlik yaptı, 11 Mart 1926'da Maarif Vekaleti Levazım ve Alatı Dersiye Müzesi Müdürlüğü'ne atanarak artık merkezdeki yöneticilerden biri oldu. 10 Temmuz 1926 ile 26 Ağustos 1926 tarihleri arasında, ilköğretim müfettişleri ve ilkokul öğretmenleri için Ankara'da açılan "İş İlkesine Dayalı Öğretim Kursu"nda, yabancı öğretim üyeleri ile birlikte çalışarak, daha sonra Köy Enstitülerinin temel ilkesi, sloganı (Osmanlıca'da "şiar", İng. "motto") durumuna gelecek "iş için iş içinde işle eğitim" anlayışını geliştirdi.
26 Ocak 1927'de ilkokul öğretmeni Nafia Kamil ile evlendi. Aynı yıl, Sivas'ta ve Ankara'da ilköğretim müfettişleri için açılan kurslarda öğretmenlik yaptı ve Ankara'da uluslararası ders araç-gereçleri sergisini açtı.
1928'de ilk çocuğu olan Engin Tonguç, 1936'da ikinci çocuğu Yalım Tonguç dünyaya geldi.
1929-1933 yıllarında, diğer görevlerinin yanı sıra, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde de etkin görevlerde bulundu. Orada hem öğretmenlik yaptı, hem de Resim-İş Bölümü'nü kurdu. 1934'te Soyadı Kanunu'yla Tonguç soyadını aldı. 1934-1935 yıllarında Gazi Eğitim Enstitüsü'nde vekil olarak müdürlük yaptı.
3 Ağustos 1935'te köy enstitülerini kurmasına yarayacak İlköğretim Genel Müdürlüğü görevine vekaleten getirildi. Dönemin Kültür Bakanı Saffet Arıkan'a, köy enstitülerinin temelini oluşturacak bir rapor sundu.
1936'da Kayseri, Çorum ve Yozgat illerini kapsayan bir geziyle, buralarda eğitmen kurslarının açılabilirliğini araştırdı. Temmuz 1936'da da Köy Enstitüleri'nin önceli sayılan ilk Eğitmen Kursu'nu Eskişehir iline bağlı Mahmudiye'de açtı.
Atatürk'ün desteği ile o dönem Türkiye'deki okuryazar oranı %10'dan az olduğundan, okuryazar sayısını artırmak için eğitmen kurslarında altı aylık bir eğitimle, askerliğini okuma yazma bilen çavuş olarak yapmış gençler eğitmen olarak yetiştirildi ve köylerine eğitmen olarak gönderildi.
1937'de Köy Eğitmenleri Yasası çıktıktan sonra, İzmir'de Kızılçullu'da (bugünkü Şirinyer), Eskişehir Çifteler'de ilk köy öğretmen okulları açıldı. 1938'de ilköğretim kurumlarını incelemek üzere Bulgaristan'da, Macaristan'da ve Almanya'da bulundu. 28 Aralık 1938'de Hasan-Âli Yücel Milli Eğitim Bakanı olduktan sonra, vekaleten yürüttüğü İlköğretim Genel Müdürlüğü görevine asaleten atandı.
17 Nisan 1940'ta Köy Enstitüleri Kanunu çıktıktan sonra açılmaya başlayan enstitülerle çok yakından ilgilendi. 1946'da görevden alınışına değin, enstitüler için canla başla çalıştı. Öyle ki, kendi ailesiyle bile yeterince ilgilenemedi; ikinci oğlu Yalım Tonguç, 1944'te öldü. Kendisini ve bölgelerinde inançla görev yapmakta olan ekibini karanlıkları aydınlağa çevirme yolunda büyük engeller beklemekte idi. Tonguç özellikle kız çocuklarının eğitime alınması ve öğretmenliğe kazandırılması için büyük çaba içindeydi ama bunlar yerine getirilemiyordu. O sıralarda Bartın yöresinde müfettiş olup daha sonra İvriz Köy Enstitüsü'nde görev alacak olan M. Ali Eren bugünleri Düşünce ve Anılar II ve Müfettişlik ve Köyde Eğitim-1944 eserleri ile İvriz ve Bartın videolarında şöyle aktarmaktadır : ".. Çaycuma’ya vardığım zaman kaymakamı makamında buldum. Kendisine Çaycuma’ya ilk defa geldiğimi, hiçbir yerde tanıdığımın olmadığını, ama yarım saat sonra Çaycuma’nın batı yönünde yaya olarak gideceğimi, ilk rastladığım köyden iki kız çocuğu, daha sonraki günlerde de, her gittiğim köyden iki kız çocuğu göndereceğimi söyledim. Yaya giderken bir köye yaklaştığımda, dört tane ihtiyar kadının, topladıkları odunları ipe bağlayıp şelek yaparak sırtlarına kaldırmakta olduklarını gördüm. Selam verdim, kendimi tanıttım ve şunları söyledim: “Devlet köy okullarına kendi köyünden bayan öğretmen yetiştirmek istiyor, devlet ona bahçe verecek, koyun verecek, inek verecek. Onların gelirleri öğretmenin olacak. Ayrıca maaş da verecek. Köyünüze öğretmen yetiştirmek için iki tane kız öğrenciyi devlet okutmak istiyor. Sebep olup da öğretmen olacak bu kız öğrencileri sağlarsanız, öldüğünüzde nur içinde yatarsınız. Peygamberimizin yardımıyla Yüce Tanrı sizi cennetinde mükâfatlandırır.” Din içerikli konuşmamın kadınlar üzerinde etkili olduğunu yüz mimiklerinden anlıyordum. Kadınlar kendi aralarında konuşmaya başladılar. Falanın öksüz kızı var, onu göndersek nasıl olur ki, filanın şusu var diye yorumlarda bulundular. Hâsılı köye vardığımızda, iki kız çocuğu bularak, köy bekçisi ile kaymakamlığa gönderdim. Her gittiğim köyden de ikişer kız öğrenci bulup gönderdim."
İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü çalışmalarından dolayı kendisini takdir ettiğhalde, seçimleri kaybetmemek için, çok desteklediği Köy Enstitüleri sevdasından vazgeçen İnönü, O'nu, 25 Eylül 1946'da görevinden alarak, Talim Terbiye Kurulu üyeliğine getirdi. Ardından Türkiye'nin değişik yerlerinde sürgün olarak öğretmenlik yaptı. 1954'te kendi isteğiyle emekli oldu.
1956'da Avrupa'yı gezdi ve İsviçre'deki Pestalozzi Çocuklar Köyü'nü inceledi. 1958'de hastalanan İsmail Hakkı Tonguç, 11 Haziran 1960'ta çoktan kapatılan Hasanoğlan Köy Enstitüsü'ne yıllar sonra ilk kez gitti. 24 Haziran 1960'ta yaşama gözlerini yumdu. Arkasından hakkında birçok kitap yazıldı ve adını taşıyan okullar açıldı.
 *
ESKİŞEHİR ÇİFTELER KÖY ENSTİTÜSÜ




Mehmet Rauf İnan (DEVAMI WİKİPEDİA)
(d. 1905, Genç, Bingöl) - (ö. 29 Şubat 1996), Türk siyasetçi ve eğitimci.
İstanbul Öğretmen Okulu ve Viyana Pedagoji Enstitüsü mezunudur. Kayseri Zencidere Köyü Öğretmenliği, İstanbul ve İzmir İlköğretim Müfettişlikleri, İzmir Maârif Müdür Muavinliği, Manisa Maârif Müdürlüğü, Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü Öğretmenliği ve Müdürlüğü, Hasanoğlan Köy Enstitüsü Öğretmenliği ve Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı Müfettişliği, Ankara 5. Ortaokul Müdürlüğü ve 4. Ortaokul Matematik Öğretmenliği, Ankara Yıldırım Beyazıt Ortaokulu ve 1. Erkek Sanat Enstitüsü Ankara Namık Kemal Ortaokulu Matematik Öğretmenliği, İlköğretim Müfettişliği Kurs Müdürlüğü, Yazarlık, Kurucu Meclis Öğretmen Teşekkülleri Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961) yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.[1]



12 Ocak 2015 Pazartesi

ÖĞRENCİLERİNDEN....11.OCAK.2015 ve....DÜNYANIN BİR UCUNDAN SANA SESLENİYORLAR


  •  DÜN GİBİ..
    Ibrahim Ayaydin Bizler sansli cocuklardik.Hayata Seyhan ögretmen gibi bizleri kendi cocuklari gibi gören bilgili,aydin,kocaman yüreginde hepimize yer vermis dünyanin en iyi egitmeniyle basladik.Sayfanda paylastiklarina bakinca senin meyvelerin oldumuzu cok net görebiliyorum.Sen görevini yerine fazlasiyla yerin
    9 saat · Beğen · 2
  • Ibrahim Ayaydin e getirdin.Insallah bizlerde senin gibi görevimizi lagiyla yerine getirip evlatlarimizi iyi yetistirebiliriz.Bizlerdeki hakkin cok büyük .Mekanin Cennet olsun benim canim ögretmenim.Seni cok sevdik,kalplermizdesin sonsuza kadar...
    9 saat · Beğen · 2


    Nilgün İşçi ön sol baştan 3. kardeşim sevda işçi. bende seyhan özhan öğrencisi olmaktan  herzaman gurur duyuyorum mekanın cennet olsun öğretmenim
    • Ilknur Meriç Seyhan öğretmenimin, Hayatım boyunca adını, anısını, sevgisini içimde taşıdım.
      Canım öğretmenim, iyi ki varoldunuz çocuk yüreklerimizde....
Seyhan Ozhan