1 Aralık 2014 Pazartesi

TUFAN DOĞANAVŞARGİL'E MEKTUP






"GEÇ YAZILMIŞ ANILAR" ilgili çok değerli kitabınızı aldım. Son derece duygulandım. Kücük bir zaman dilimi de olsa yaşadığım anılarımın bulunduğu yerlerde şöyle dolaştım. Hani o sıra Kayalar dibindeki ilkokulda karların erimesiyle oluşan yapışkan killi topraktan oluşan çamurla 'MARİŞ' oyununu acaba yazmış mi? derken ileri sayfalarda rastlayınca aynı oyunu çouklarla oynamaya başladım. Bizim ayrı bir kavgamız da olurdu. Çamurdan tabanca yapar, namluya delik açar, bu deliği üst tarafından da bir delikle birleştirir içini toz toprakla doldururduk. Üst delikten üfleyerek namlunun ucundan toz püskürtür, yüzümüz gözümüz üst başımız toz olurdu. Kucaklarımızda taşıdığımız çamur ise her yerimize bulaşır kirletirdi. Çamurla oyunlarımızın bir özelliği de çeşitli hayvan heykelleri yapardık. Yaratıcı olurduk. Oyuncaklarımız hiç olmadı. Hep kendimiz yaptık. Yerel deyimle GÜNEBAKAN sapları, sögüt dalları, oyuncak arabamızın parçaları , pancar ise tekerlekleri olurdu. Hani var ya, "Delikli demir icat oldu mertlik bozuldu" deyişi..Onun gibi bu şey. Bizim çocuklarımıza hazır oyuncaklar alındı. Yaratıcılıktan uzaklaşıldı. Hep hazıra kondular.

Olayların hepsi gerçek ve yalın olarak anlatılmış. Ben bu olayları, olanları çok iyi anlıyorum. 1940-1955 arası kaç yaşındayım, anımsamıyor ama annem o yazın sarı sıcağında dizleriyle yerde sürünerek arpa yolduğunu, sabahın alacakaranlığından gecenin kör karanlığına kadar çalıştığını, bugünkü dizlerindeki romatizma ağrılarının o günlerin yadigari olduğunu düşünüyorum. Dedelerimiz, babalarımız hatta bizler de yaşadığımız dönemlerde çok zor koşullarda çiftçilik yaptık. Gerçekten kıskanç mı desek, yoksa bütün medeniyetlerin beşiği, insanlığın gelip geçtiği bir ....herkesi doyurduğu için , konup kaldığı, yatıp kalktığı handa yorgun ve bitkin düştüğü için mi böyle başka sebepler mi var? Ki tabii başka sebepler de olmalı.
Yaşadığımız o günleri çocuklara anlattığımız, yaşantımızı bu günlere kolay gelinmediğini, ne zorluklar çektiğimizi anlattığımız vakit aldığımız yanıt çok ilginç: "Ne yapalım yani, sizin koşullarınız öyle imiş. Bizim koşullarımız da böyle" deyiveriyorlar, işin içinden çıkıyorlar.
Her genç kuşak bir önceki yaşlı kuşaktan daha iyi koşullara ulaşıyor. Umarım bizim çocukların çocukları da yaşamın aynı tanıyı koyarlar.

Dünyaya gelen herkesin bir iz bırakması sonsuza dek yaşaması, anılması demektir. İnsan olması demektir. Şu anda siz de çok güzel bir iz bırakmış durumdasınız. Bu nedenle size şimdi daha çok saygı duyuyorum. 
Ben bir kitap eleştirmeni değilim. Yalnız olaya, herhalde biraz duygusal yaklaştım. Bu biraz da benim karakterim diye düşünüyorum. Her türlü başarıda sanki benim de bir payım varmış gibi duygulanır, gözlerim yaşarır. Anımsarsanız Babam Hafız Salih de öyle idi. 

Sayın Abi, sonuçta okuyup bitirdim. O günlerin, görevde olan Tonguç'un, öğretmenleri kalkamıd. O günlerdeki saygın kişileri anmak, nostaljik birer anı oldu. Çeşitli mekanlarda ve özellikle de 17 Nisan'larda yapılan toplantılarda, tek tek Köy Enstitülerinin ilk yöneticilerini ve mezunlarını, bugün birer anıt gibi, çınar ağacı gibi ulu o kişileri yadsımak mümkün mü? Yarım asrı geçmiş mazisinde KÖY ENSTİTÜLERİ kadar verimli, üretken bir kurum var mı? Romancı, şair, yönetici günümüzde bile damgasını vuran Eğitimciler nerden geliyorlar?.....