5 Ocak 2015 Pazartesi

GÜLE GÜLE GİDİNİZ

Kan gözlü ülküsüzler
Merhametten öksüzler,
Densizler, kara yüzler
Güle güle gidiniz

Dini para olanlar,
Kalbi kinle dolanlar,
Hasedinden solanlar
Güle güle gidiniz

Türlü haltlar edenler,
Yasayı çiğneyenler,
Kanun biziz diyenler
Güle güle gidiniz

Akılsızca taşanlar
Halktan uzaklaşanlar
Her gün araplaşanlar
Güle güle gidiniz

Entrikalar, yalanlar
Çağ dışında kalanlar,
Hazineye dalanlar,
Güle Güle Gidiniz

Uluğ Turanlıoğlu
11.V. 1978

27 Aralık 2014 Cumartesi

BEN BİR ÖĞRETMENİM


BEN BİR ÖĞRETMENİM

Ben bir öğretmenim
Okulların birinde
Duymayı, düşünmeyi öğretirim,
Derslerimde...
......
Benim çocukların bu bahçelerde,
Bu yağmur altında ıslanmadalar,
Bir yağmur sonrası gelin seyredin,
Her taraf tepeden tırnağa kadar,
Bulutsuz masmavi dünyalarına
Sevginin, sevincin güneşi doğar.

Böyle çocuklarla dolar her yanım,
Çocuklar kardeşim,
 çocuklar arkadaşım
Canım...
ONlarda toplanmıştır
Geçip giden zamanım,
Bir parıltı görsem gözlerimde,
Bilgiden anlayıştan yana,
Bir hal olur bana,
Zannedersiniz ki
Dünyalar benim...



Çocuklar, kitaplar, yazı tahtası
Enine boyuna bütün zamanlar,
Dört duvar arası bir dersanede
Her dinden her dilden gelmiş insanlar...
Bizimle konuşur hayal ederler,
Bağlanır kalırız kendilerine
Hikaye anlatır şiir söylerler
Mutluluk üstüne, ümit üstüne
M.Gündüz GÖKTÜRK

24 Aralık 2014 Çarşamba

ÖĞÜT

ÖĞÜT

Can ucuz,

             Yaşam zor,

Oğlum Umur, sen de vur.

En çirkin söz:
                 "Abalıya vur."
                                         Vur.
                                              Vur vur...


Yine vur.
               Sunta vur.
                             Şişe vur,
                                           İğne vur.

Vur yine vur.

                   Muşta vur,

                                  Tokat vur,

                                                 Yumruk vur,
                                                  Vur ulan vur.


Çimento vur,
Demirden vur,
Stoktan vur,
Kotadan vur,
Zamdan vur.
                Vur ulan vur...

Gem vur,

           Semer vur,

                          Can ucuz, yaşam zor,
                           Namludan vur...

                                                      Seyhan Özhan
                                                      Öğretmen
                                                       18.8.1977






İKİ VATANDAŞ


İKİ VATANDAŞ


Ana karnında başlar ayrılıklarımız
Senin kanına havyar karışır
Benimkine mısırla karatohum
Sen becerikli ellerde doğarsın
İdrofil pamuklar üstüne
Ben direk diplerinde küle düşerim
Sizin evde şenlikler
Bizimkinde telaş başlar
Doğmadan hazırdır
Senin kuş tüyü yatakların
Paçavralar içinde yara olur
Benim yanlarım

Adımız yazılır kütüklere
Ali
Veli
Farklı iki vatandaşız belli
Senin çiftliğin hanın
Benim onbeş kuruşluk cüzdanım var
Onu da alabilirsem sağolsunlar
Senin adına okullar yapılır
Her okulu beğenmezsin
Ben duvar diplerinde ebcet ezberlerim
Lüks sayılır okumak bizde
Okuyanımız çok azdır içimizde
Yarıştırıcak (güreştirecek) olsalar bizi
Unutma ki benim kollarım bağlıdır
Ben memet ağanın çobanı
Ali Beyin ırgatı
İşlenmemiş bilincim
Yepyeni
Kaskatı.

Özel öğretmenlerin uzmanların olur senin
Aklın ermez amma
Yine de kapı gibi diplomalar alırsın
özel okullarından
Yaşamın her döneminde
Yerlerimiz ayrıdır

1 Aralık 2014 Pazartesi

PAZARÖREN ÖĞRETMEN OKULU 1957-1958 SEYHAN ÖZHAN


TUFAN DOĞANAVŞARGİL'E MEKTUP






"GEÇ YAZILMIŞ ANILAR" ilgili çok değerli kitabınızı aldım. Son derece duygulandım. Kücük bir zaman dilimi de olsa yaşadığım anılarımın bulunduğu yerlerde şöyle dolaştım. Hani o sıra Kayalar dibindeki ilkokulda karların erimesiyle oluşan yapışkan killi topraktan oluşan çamurla 'MARİŞ' oyununu acaba yazmış mi? derken ileri sayfalarda rastlayınca aynı oyunu çouklarla oynamaya başladım. Bizim ayrı bir kavgamız da olurdu. Çamurdan tabanca yapar, namluya delik açar, bu deliği üst tarafından da bir delikle birleştirir içini toz toprakla doldururduk. Üst delikten üfleyerek namlunun ucundan toz püskürtür, yüzümüz gözümüz üst başımız toz olurdu. Kucaklarımızda taşıdığımız çamur ise her yerimize bulaşır kirletirdi. Çamurla oyunlarımızın bir özelliği de çeşitli hayvan heykelleri yapardık. Yaratıcı olurduk. Oyuncaklarımız hiç olmadı. Hep kendimiz yaptık. Yerel deyimle GÜNEBAKAN sapları, sögüt dalları, oyuncak arabamızın parçaları , pancar ise tekerlekleri olurdu. Hani var ya, "Delikli demir icat oldu mertlik bozuldu" deyişi..Onun gibi bu şey. Bizim çocuklarımıza hazır oyuncaklar alındı. Yaratıcılıktan uzaklaşıldı. Hep hazıra kondular.

Olayların hepsi gerçek ve yalın olarak anlatılmış. Ben bu olayları, olanları çok iyi anlıyorum. 1940-1955 arası kaç yaşındayım, anımsamıyor ama annem o yazın sarı sıcağında dizleriyle yerde sürünerek arpa yolduğunu, sabahın alacakaranlığından gecenin kör karanlığına kadar çalıştığını, bugünkü dizlerindeki romatizma ağrılarının o günlerin yadigari olduğunu düşünüyorum. Dedelerimiz, babalarımız hatta bizler de yaşadığımız dönemlerde çok zor koşullarda çiftçilik yaptık. Gerçekten kıskanç mı desek, yoksa bütün medeniyetlerin beşiği, insanlığın gelip geçtiği bir ....herkesi doyurduğu için , konup kaldığı, yatıp kalktığı handa yorgun ve bitkin düştüğü için mi böyle başka sebepler mi var? Ki tabii başka sebepler de olmalı.
Yaşadığımız o günleri çocuklara anlattığımız, yaşantımızı bu günlere kolay gelinmediğini, ne zorluklar çektiğimizi anlattığımız vakit aldığımız yanıt çok ilginç: "Ne yapalım yani, sizin koşullarınız öyle imiş. Bizim koşullarımız da böyle" deyiveriyorlar, işin içinden çıkıyorlar.
Her genç kuşak bir önceki yaşlı kuşaktan daha iyi koşullara ulaşıyor. Umarım bizim çocukların çocukları da yaşamın aynı tanıyı koyarlar.

Dünyaya gelen herkesin bir iz bırakması sonsuza dek yaşaması, anılması demektir. İnsan olması demektir. Şu anda siz de çok güzel bir iz bırakmış durumdasınız. Bu nedenle size şimdi daha çok saygı duyuyorum. 
Ben bir kitap eleştirmeni değilim. Yalnız olaya, herhalde biraz duygusal yaklaştım. Bu biraz da benim karakterim diye düşünüyorum. Her türlü başarıda sanki benim de bir payım varmış gibi duygulanır, gözlerim yaşarır. Anımsarsanız Babam Hafız Salih de öyle idi. 

Sayın Abi, sonuçta okuyup bitirdim. O günlerin, görevde olan Tonguç'un, öğretmenleri kalkamıd. O günlerdeki saygın kişileri anmak, nostaljik birer anı oldu. Çeşitli mekanlarda ve özellikle de 17 Nisan'larda yapılan toplantılarda, tek tek Köy Enstitülerinin ilk yöneticilerini ve mezunlarını, bugün birer anıt gibi, çınar ağacı gibi ulu o kişileri yadsımak mümkün mü? Yarım asrı geçmiş mazisinde KÖY ENSTİTÜLERİ kadar verimli, üretken bir kurum var mı? Romancı, şair, yönetici günümüzde bile damgasını vuran Eğitimciler nerden geliyorlar?.....

TOPRAK



Herşeyi koklarsın kardeşim, sana birşey yapmaz.
Ama herşeyi yiyemezsin, içemezsin.
Çünkü kimileri senin sonun demektir. Uçman demektir. 
Ölmen demektir

En güzel koku nedir bilir misin? 




İpek gibi şu yeryüzünü kaplayan TOPRAK!
Evet, toprak var ya toprak!
Hele yağmur yağınca ıslak toprak.
Misler gibi kokar..
Beynine ulaşan o koku.
Mest eder insanı...